.AK Parti Malatya Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Üyesi Abdurrahman Babacan, AKPM Genel Kurulu’nda Türkiye’deki LGBT derneklerine yönelik hukuki süreçler ve Türkiye aleyhine hazırlanan rapor üzerinden dikkat çeken bir konuşma yaptı.
Babacan, Türkiye’de bazı derneklere yönelik başlatılan adli süreçlerin Avrupa Konseyi’nin gündemine taşındığını belirterek, Türkiye aleyhine hazırlanan rapora tepki gösterdi. Babacan, söz konusu raporun farklı devletlerin yanı sıra Türkiye’deki Yeni Parti, CHP ve DEM Parti milletvekillerinin desteğiyle hazırlandığını ifade etti.
AKPM kürsüsünden Türkiye mesajı
Genel Kurul’da söz alan Babacan, Türkiye’nin söz konusu hukuki süreçlerdeki pozisyonunu uluslararası sözleşmeler üzerinden anlattı. Özellikle çocukların korunmasına ilişkin uluslararası düzenlemelere dikkat çeken Babacan, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin de taraf olduğu sözleşmeleri hatırlattı.
Babacan, 1990 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Avrupa Konseyi üyesi devletlerin de aralarında bulunduğu 196 ülkenin taraf olduğunu belirtti. 2002 tarihli İkinci İsteğe Bağlı Protokol ile çocukların maruz kalabileceği doğrudan ve dolaylı etkilerin kapsamının daha da genişletildiğini ifade eden Babacan, 2007 yılında imzalanan Lanzarote Sözleşmesi’nin de çocukların cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasını amaçladığını söyledi. Babacan, AKPM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde, sene 1990'dı. Avrupa Konseyi’nin tüm üye devletlerinin de yer aldığı 196 ülke bu sözleşmeye taraf oldu.
2002 tarihli İkinci İsteğe Bağlı Protokol, çocukların maruz kalabileceği tüm doğrudan ve dolaylı etkilerin kapsamını tanımlayıp ana hatlarıyla belirleyerek söz konusu tedbirleri daha da derinleştirdi.
Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve Cinsel İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi), çocukların gelişimine ve fiziksel, psikolojik ve duygusal bütünlüğüne zarar veren her türlü istismar ve sömürüye karşı koruyucu, önleyici ve cezai tedbirlerin uygulanmasını zorunlu kılmak amacıyla, tüm üye devletler tarafından 2007 yılında imzalandı.
Bu kavram, çocukların maruz kaldığı ortamları ele alan ve hem bilimsel çalışmalarda hem de çocuk ve ergen psikiyatrisi alanının tamamında kuvvetle vurgulanan kapsamlı bir bütünü ifade etmektedir.
Buradaki odak noktası, —henüz yirmi yıl önce uluslararası sözleşmelere taraf olan tüm Avrupa Konseyi üyesi devletlerin de paylaştığı bir duruş olarak— çocukları ve gelecek nesilleri, üzerlerinde zararlı etkiler yaratabilecek her türlü hareketten ve örgütlü yasa dışı faaliyetten koruma gerekliliğidir. Ve bu durum, sadece Türkiye'ye değil, burada bulunan tüm devletlere bu yönlü bir sorumluluk yüklemektedir. Meselenin özü, mantığı ve esası budur.
Bu bağlamda, Türkiye'deki söz konusu hukuki süreçlerin temel dayanakları ve haklarında yasal işlem başlatılan derneklerin bağlantılı olduğu iddia edilen başlıca suç kategorileri şunlardır: müstehcenlik, fuhşa aracılık veya yer temin etme, uyuşturucu madde bulundurma ve ticaretini yapma.
Beraberinde, bu süreçler kapsamında söz konusu suçlara karışmamış olan kişiler ise yargılama aşamasında doğal olarak hukuken ayrıştırılacak ve aklanacaklardır. Ancak buna ulaşabilmek için, meseleyi kategorik bakış açısına dayalı bir “özgürlük anlatısı” olarak sunmak yerine, rasyonel ve kanıta dayalı metodolojik bir pozisyona geçmek gerekmektedir.”
“Meselenin özü, mantığı ve esası budur”
Babacan, konuşmasında Türkiye’de yürütülen hukuki süreçlerin uluslararası sözleşmeler ve çocukların korunmasına ilişkin yükümlülükler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’de hakkında yasal işlem başlatılan derneklerle ilgili süreçlerde çeşitli suçlamaların bulunduğunu ifade eden Babacan, yargılama sürecinde söz konusu suçlara karışmamış kişilerin hukuken ayrıştırılacağını ve aklanacağını söyledi.
Babacan ayrıca, konunun yalnızca kategorik bir “özgürlük anlatısı” üzerinden ele alınmasına karşı çıkarak, değerlendirmelerin rasyonel ve kanıta dayalı bir yöntemle yapılması gerektiğini savundu.
AKPM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Türkiye’nin pozisyonunu uluslararası sözleşmeler üzerinden anlatan Babacan, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin çocukların korunması konusunda ortak sorumluluk taşıdığını belirterek, Türkiye’ye yönelik değerlendirmelerin de bu çerçevede ele alınması gerektiğini ifade etti.