Babacan'dan Terörsüz Türkiye Sürecine Dair Çarpıcı Açıklamalar!

AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Terörsüz Türkiye sürecinin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını belirterek, Meclis'te geniş uzlaşı beklediklerini ve sürecin adım adım kararlılıkla yürütüldüğünü söyledi.

Editörün Seçimi - 08-08-2026 01:00

AK Parti Malatya Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyesi Abdurrahman Babacan, katıldığı canlı yayında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan 12 maddelik "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" ile ilgili kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki, siyasi ve bölgesel boyutlarını değerlendiren Babacan, teklifin Meclis'te çok yüksek bir uzlaşıyla kabul edileceğine inandığını ifade etti.

Sürecin temel amacının terör örgütünün tamamen tasfiye edilmesi, silahların bırakılması ve şiddet ortamının kalıcı şekilde sona erdirilmesi olduğunu vurgulayan Babacan, bu hedef dışında farklı taleplerin gündeme taşınmasının süreci zorlaştıracağını belirtti. Türkiye'nin aynı zamanda "Terörsüz Bölge" vizyonuyla hareket ettiğini kaydeden Babacan, Suriye, Irak, İran ve Lübnan'daki gelişmelerin de bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğunu dile getirdi.

Kanun teklifinin Meclis'te göreceği desteğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, farklı siyasi partilerin ortak bir zeminde buluşabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma Komisyonu'ndaki ortaklaşmada olduğu gibi bunun sağlanacağını düşünüyorum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içerisindeki ayrışma sonrası dahi hem yeni parti ekibi, hem CHP ekibi, hem DEM ekibi, hem yeni yolun farklı bileşenleri, hem mecliste grubu olmayan diğer partiler, müferritten hem de tabii doğal olarak AK Parti ve MHP. Dolayısıyla ben şimdi imza sayısının 360 üzerinde okuyorum. Bunun meclis ayağında 400'ün üzerine çıkacağını daha çok rahat görmekteyim. Çok yüksek bir uzlaşı, konsensüsle geçeceği kanaatindeyim."

Sürecin doğru yöntemle yürütülmesinin büyük önem taşıdığını belirten Babacan, tartışmaların farklı başlıklarla genişletilmesinin doğru olmayacağını söyledi.

Konuşmasında şu değerlendirmelere yer verdi:

"Bu süreç boyunca bütün paydaşlara şunu söylüyorduk. Meseleyi metodolojik olarak doğru kodlamak gerek. Yani şu an bizim odağımız örgütün tasfiye edilmesi, silahların ve şiddet ortamının terör ortamının bir daha gelmemek üzere sonlandırılması. Dolayısıyla bunun üzerine başka istekleri, başka talepleri, farklı bağlamları, farklı hususları koyarak bunu biraz daha tabiri caizse zorlaştıran, biraz çıkmaza sürükleyen bir metodoloji, bir usul, bir yöntem doğru değil. Bu bizim açımızdan, AK Parti açısından bilinçli yapılan bir durumdur. Yani bunu paydaşlarımızla da süreç içerisinde sürekli defaten söyledik. Diyoruz ki şu an bizim odağımız, örgütün tavsiyesidir."

Kanun teklifinin hukuki çerçevesinin de tamamen bu anlayış üzerine inşa edildiğini ifade eden Babacan, toplumsal normalleşme ve bütünleşmenin ancak terörün tamamen sona ermesiyle mümkün olacağını belirtti.

Babacan konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Zaten metinde, yasada hukuki çerçevede tamamıyla örgütün tasfiyesine dönük adımlar içeriyor. Yani hukuki çerçeve nasıl olacak? Toplumsal şiddetten arındırılma, sonrasında toplumsal normalleşme olacak. Ve nihayetinde toplumsallaşma aşamasına nasıl geçilecekse yasa teklifinin isminden anlayacağız. Dolayısıyla belli bir usulle, belli bir yöntemle bir adım adım ilerlemek gerekiyor. Diğer türlü odakları ve bağlamları, düzlemleri birbirine karıştırarak ilerlersek, daha evvelki yapılan bir takım süreçteki yapılan hatalara düşeriz. O hatalar da bizi nihayetinden uzaklaştırmış noktaların çokluğuna götürür."

Sürecin ilk şartının örgütün tüm yapılarıyla birlikte ortadan kaldırılması olduğunu ifade eden Babacan, teklifin ilk maddesinin de bu nedenle ön koşul olarak düzenlendiğini söyledi.

AK Parti Malatya Milletvekili konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Şimdi bizim ana odağımız bu örgütü tasfiye edecek silahlar bırakılıp teslim edilecek. PKK, KCK ve tüm bileşen yapıları kendisini örgütsel varlığı ve fiili varlığı itibariyle sonlandıracak. Zaten birinci maddede özel olarak bir ön koşul olarak koyma sebebimiz de bu. Bunlar sağlanacak. Bunlar Milli Güvenlik Kurulu tarafından Cumhurbaşkanımızın imzasıyla Resmi Gazete'de yayınlanmasının hemen ardından yasanın tabiri caizse yürürlüğe girmesi, fiiliyatı başlamış olacak.

Bizim amacımız AK Parti raporunda yazdığımız sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin komisyon ortak raporunda da yine yazılan bizim açımızdan bir eşik, tespit ve teyit dediğimiz bir eşik. Bu eşiği sağlayalım. Ardından zaten iklim kendiliğinden bir şekil bulacak, yumuşayacaktır. Bu yumuşama, normalleşme, toplumsallaşma meselesi istediğimiz gibi herkesin ortak katılımıyla toplumsal rıza ile birlikte istediğimiz gibi ilerlersek ki ilerleyeceği kanaatindeyim inşallah. Ben o zaman son derece soğukkanlı, doğru ve adım adım ilerlediğimiz kanaatindeyim. Bu işler çok fazla aceleye getirmek doğru değil. İkinci meseleyi, bütün tabiri caizse bağlamları aynı sepete koyup o şeyin üzerinde bir okuma yapmak doğru değil. Usulü, yöntemi iyi belirlemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu doğrultuda da ben de son derece planlı ve yapıldığını bilen, ne yapıldığını bilen ve nereye varacağını bilen bir stratejiyle hareket ediyoruz."

Babacan, sürecin yalnızca Türkiye'nin iç dinamikleriyle değerlendirilmediğini, bölgesel gelişmelerin de yakından takip edildiğini belirterek Şubat ayında hazırlanan ortak raporu hatırlattı.

Şöyle konuştu:

"Şubat ayında aslında sürecin hani işte Milli Dayanışma Komisyonu'nun görevini fiilen tamamlamasının ardından, ortak raporda bir çerçeve çizmiştik. O çerçevede Suriye var, Suriye var, Irak var ve bölgenin diğer ülkeleri var. Dolayısıyla şimdi Suriye'de sorun şu, karşımızdan Mart'ın hemen başında Halep'te, Şeyh Maksut'ta, Eşrafiye'de gelişen olaylar esasında bizim bu meseleye ilişkin Suriye denklemini ne kadar hassasiyetle takip etmemiz gerektiğini bir kez daha tüm paydaşlarımıza hatırlatmış oldu."

Suriye'deki gelişmeler üzerinden yapılan bazı açıklamaların toplumu gerebilecek nitelikte olduğunu ifade eden Babacan, 10 Mart mutabakatının ardından entegrasyon sürecinin geri dönülmez bir noktaya ulaştığını söyledi.

Babacan şu ifadeleri kullandı:

"O esnada hatta bir takım bizim de çok hala tasvip ettiğimiz biraz toplumu geren, manipüle eden ve biraz farklı yönlere çekmeye çalışan bir takım açıklamalar, söylemler de türemişti. Ama günün sonunda 10 Mart mutabakatı çerçevesinde bir entegrasyon süreci Suriye'de başladıktan sonra artık geri dönülmez bir noktaya doğru gidiyor. Dolayısıyla biz aynı anda bu işi Suriye'den, Irak'tan, İran'dan, Lübnan'dan bağımsız ve bağlantısız düşünmüyoruz."

Türkiye'nin "Terörsüz Türkiye" hedefini "Terörsüz Bölge" anlayışıyla birlikte değerlendirdiğini söyleyen Babacan, son dönemde gerçekleştirilen diplomatik temasların da bu stratejinin bir parçası olduğunu belirtti.

Konuşmasında şunları söyledi:

"Zaten en başından beri terörsüz Türkiye'yi terörsüz bölgeyle birleşik, bağdaşık kodlamak doğrusu isterseniz bu bölgede oryantasyon çerçevesinde meseleye baktığımızın bir işaretidir. Bu yüzden de geçtiğimiz biliyorsunuz ki iki hafta evvel çok önemli iki ziyaret oldu. Irak Başbakanı aynı anda geldi. Lübnan Başbakanı, Lübnan Cumhurbaşkanı geldi. Cumhurbaşkanımızla doğrudan görüşmeler yaptılar. Bu aslında bakarsanız terörsüz bölge dediğimiz bağdaşık bir sürecin ve aynı zamanda da şimdi bugün de Suriye meselesini yine elden zaten Suriye'yle yani gerek Cumhurbaşkanımız düzeyinde, gerek Dışişleri Bakanlığı düzeyinde çok yoğun bir şekilde görüşmeler halindeyiz. Çünkü Suriye bizi kuzeyde, kuzey doğusunda, Suriye'nin kuzeyi özellikle kuzey tarafında o entegrasyon meselesini bizim tam da 10 Mart mutabakatının gerçekleştiği ve bizim taleplerimizin paralelinde işletilen bir süreci şu an doğrudur ve bunun intikaya uğramasını katiyen arzu etmiyoruz."

Suriye'deki YPG ve SDG yapılanmalarına ilişkin Türkiye'nin yaklaşımını da anlatan Babacan, Suriyeli olmayan örgüt üyelerinin ülkeden çıkarılmasının sağlandığını ve entegrasyon sürecinin devam ettiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Zaten ben en başında Suriye'deki kırmızı çizgilerimizden bir tanesi şuydu. Dedik ki oradaki YPG, SDG denilen yapılanma çekirdekte YPG'ye dönüşecek. Yani Suriyeli olmayan örgüt üyeleri bir defa Suriye'den çıkacak. Bu sağlandı. YPG çekirdek yapısı, KCK üst yapısı altında bizim terörsüz bölge hukuki çerçevemiz içerisinde ve aynı zamanda 10 Mart mutabakatı çerçevesinde doğal bir süreçle eriyecek. Suriye hükümetine, Suriye hükümetinin ve Suriye devletinin egemenlik haklarının altında olmak kaydı şartıyla entegre olacaklar. Bireysel entegre olacaklar. Orada örgütsel bir bağ, örgütsel bir bütünlük olmayacak. Ve bunlar şu an Suriye'de sağlandı."

Açıklamasının sonunda Türkiye ile Suriye arasında her düzeyde koordinasyonun sürdüğünü belirten Babacan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"Biz de sürekli olarak hem Şaara düzeyinde, hem Şeybani düzeyinde, hem istihbarat düzeyinde, hem dışişleri düzeyinde bunları sürekli olarak takip ediyoruz. Beraber Suriye ile iş, eş güdüm ve koordinasyon içindeyiz. Bugün Şeybani ve Sayın Hakan Fidan'ın görüşmesi de bunların bir cüzü sadesidir."

Günün Diğer Haberleri