CHP Malatya’da savaş büyüyor!

CHP Malatya’da kazan kaynamaya devam ediyor! Kadın Kolları Başkanlığı görevinden alınan Canan Erdoğan’dan bomba gibi açıklamalar geldi.

Manşet - 01-09-2026 15:15

CHP Malatya İl Kadın Kolları Başkanlığı görevine atanmasının üzerinden 15 gün geçtikten sonra görevden alınan Canan Erdoğan, parti içindeki sürece ilişkin sessizliğini bozdu. Erdoğan, kendisine yönelik iddialardan parti içindeki çekişmelere, Ankara’daki temaslardan görevden alma sürecine kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

CHP Malatya’da son günlerde yaşanan gelişmeler yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. CHP Malatya İl Kadın Kolları Başkanlığı görevine 10 Temmuz 2026 tarihinde başlayan, resmi görevlendirme yazısını ise 13 Temmuz’da alan Canan Erdoğan, göreve başladıktan kısa süre sonra görevden alınmasına ilişkin ilk kez kapsamlı bir açıklama yaptı. Görevden alınma sürecinin kendisine resmi olarak bildirilmediğini belirten Erdoğan, yaşananların arka planında parti içerisindeki bazı isimlerin bulunduğunu ileri sürdü.

Hakkında daha önce özel yaşamını konu alan iddiaların ortaya atıldığı genç kadın kişisel yaşamında da ciddi zararlar gördüğünü belirtirken, bunun parti içi çekişmelerden meydana geldiğini ve kendisinin kurban edildiğini açıkladı.

Canan Erdoğan, açıklamasında hem Malatya örgütündeki hem de Genel Merkez düzeyindeki bazı isimleri gündeme getirirken, kendisine yönelik özel hayatına ilişkin iddiaların kamuoyuna taşındığını, parti içerisinde “bel altı” olarak nitelendirdiği girişimlerle karşı karşıya kaldığını ve CHP Malatya yönetimindeki bir kişinin kendisini gece gündüz rahatsız ederek tacize kalkıştığını ileri sürdü.

Canan Erdoğan, bu kişiden istenilen yanıtı alamayınca sürecin farklı bir boyuta taşındığını iddia ederken, Ankara’ya gittiğinde görevde olmasına rağmen Genel Merkez binasına alınmadığını ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile evinde görüştüğünü ve Kılıçdaroğlu’nun kendisine “Sen üzülme kızım, git işine bak” dediğini açıkladı.

Canan Erdoğan, yaşananların ardından CHP üyeliğini sonlandırma kararı aldığını da duyurdu. Erdoğan’ın kamuoyuna yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

“Bugün bu açıklamayı yapmak benim için bir tercih değil, artık bir zorunluluktur. Görevden alındığıma ilişkin haberlerin kamuoyuna yansıdığı ilk günlerde yaşadığım süreci açıklamaya hazırlanmıştım. Ancak İl Başkanımız Hakan Satılmış ve il örgütümüzdeki yol arkadaşlarımız, yaşananların beni daha fazla yıpratmaması, şahsımın itibarının korunması ve sürecin örgüte de zarar vermeden çözüme kavuşturulabilmesi adına sakin kalmamı istedi. Ben de bana destek olan insanlara güvenerek ve örgütüme zarar vermemek adına bir süre sessiz kalmayı tercih ettim. Ancak bugün, bütün bu süreç henüz sonuçlandırılmadan ve tarafıma hâlâ resmî bir görevden alma yazısı tebliğ edilmemişken yerime yeni bir atama yapıldığını öğrendim. Bu nedenle artık yaşadıklarımı kamuoyuyla paylaşmak zorundayım.

SÜREÇ NASIL BAŞLADI?

Ben siyasete makam veya koltuk amacıyla girmedim. Ailem yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş, babam da partinin çeşitli kademelerinde uzun yıllar emek vermiştir. Partimin zor bir döneminde sorumluluk almak amacıyla 10 Temmuz 2026 tarihinde CHP Malatya İl Kadın Kolları Başkanlığı görevine başladım; resmî görevlendirme yazımı ise 13 Temmuz’da aldım. Ancak göreve başlamamın üzerinden henüz birkaç hafta geçmeden hakkımda Genel Merkez’e şikâyetler ulaştırıldığını ve görevden alınmam yönünde girişimler başladığını öğrendim.

Sürecin başlangıcında İzzet Özden’in parti binasında bana yönelik uygun bulmadığım tavırları ve sonrasında gönderdiği mesajlardan duyduğum rahatsızlık bulunmaktadır. Durumu Nurgül Çabuk’a bildirdim ve kendisinin uyarıldığını öğrendim.

Bundan sonra ise olayın boyutu değişti.

Bugün ulaştığım bilgiler ve süreç boyunca tarafıma aktarılanlar, Malatya’daki bazı isimlerle Genel Merkez düzeyinde sürece müdahil olan bazı kişiler arasında görüşmeler gerçekleştirildiği ve görevden alınmam yönündeki girişimlerin Ankara’ya kadar taşındığı yönünde ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır. Malatya’da İzzet Özden, Nurgül Çabuk, Enver Kiraz, Celal Berktaş ve Mazlum Kutlu’nun da aralarında bulunduğu, parti içerisinde “beşli çete” olarak anıldıkları tarafıma aktarılan isimler karşıma çıkarken; Genel Merkez/MYK sürecinin farklı aşamalarında ise Yıldırım Kaya, Neşe Büklü, Tahsin Tarhan, Cemal Canpolat ve Orhan Sarıbal’ın isimleri gündeme geldi.

Daha da düşündürücü olan, bugün yerime görevlendirilen yeni Kadın Kolları Başkanı’nın, ben henüz görevimin başında olduğumu düşünürken dahi Malatya’daki bazı isimler tarafından bu göreve getirilmek istendiği yönünde tarafıma ulaşan bilgilerdir. Göreve başlayalı birkaç hafta olmuş bir kadın yöneticinin görevden alınması için Malatya’dan Ankara’ya kadar neden bu kadar yoğun bir trafik yürütüldü?

“SUÇUM VARSA GEREĞİNİ YAPIN, YOKSA BENİ KORUYUN”

Yaşananlar üzerine Kadın Kolları Genel Başkanı Ayten Gülsever’i bizzat aradım.

Kendisine; “Elinizde benimle ilgili bir bilgi veya belge varsa gereğini yapın. Yoksa beni bu partinin evladı ve bir kadın olarak koruyun. Benim alnım açık.” dedim.

Aldığım cevap ise: “Ben de bir yere kadar koruyabilirim, MYK baskı yapıyor.” oldu. Ardından Yıldırım Kaya’nın Malatya ziyareti öncesinde İl Başkanımız Hakan Satılmış’a benim görevden alınmam yönünde baskı yaptığı ve “O kadın görevden alınmazsa gelmem” şeklinde bir ifade kullandığı tarafıma aktarıldı. Bu sırada Genel Merkez’den Bahar Önal beni arayarak sosyal medya hesaplarımdaki CHP paylaşımlarını kaldırmamı istedi. Oysa görevimin sona erdiğine ilişkin tarafıma yapılmış hiçbir resmî bildirim yoktu.

ANKARA’YA GİTTİK

Yaşananların açıklığa kavuşması için yönetimimden bana destek veren arkadaşlarımla Ankara’ya gittik. Yoldayken geri dönmemizin istendiği, Genel Merkez’e alınmayacağımız yönünde ifadeler tarafımıza aktarıldı. Bununla birlikte İl Başkanımız Hakan Satılmış’a yönelik olarak da “Sen de zarar görürsün” şeklinde, açıkça baskı ve tehdit olarak değerlendirdiğim ifadelerin kullanıldığı tarafıma aktarıldı.

Ancak İl Başkanımız Hakan Satılmış bu baskılara boyun eğmedi ve “Onlar gidecek” diyerek Ankara’ya gitmemiz konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koydu. Genel Merkez’e alınmamamız üzerine ise Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile evinde görüşme imkânı bulduk.

Yaşananları, hakkımdaki iddiaları ve süreç içerisinde tarafıma ulaşan bilgileri kendisine anlattım. Bahar Önal’ın CHP paylaşımlarımı kaldırmamı istediğini de aktardım. Görüşmenin sonunda Sayın Genel Başkanımız bana:

“Sen üzülme kızım, git işine bak.” dedi.

Ben de görevimin başında olduğumu düşünerek çalışmalarıma devam ettim. 4 Ağustos’taki grup toplantısının ardından MYK üyesi Av. Neşe Büklü beni bizzat aradı. Görüşmemizde, yaşananların büyük bölümünde İzzet Özden’in etkili olduğunu ifade ederek beni Ankara’da gördükten sonra hakkımdaki ön yargılarının ortadan kalktığını söyledi. Hatta kendisinin de İzzet Özden nedeniyle bu süreçten zarar gördüğünü ve bundan sonra kendisiyle hiçbir şekilde görüşmeyeceğini ifade etti.

O hâlde soruyorum:

Beni gördükten sonra ortadan kalkan bu ön yargılar, beni görmeden önce hangi bilgiye, hangi belgeye ve kimlerin anlatımlarına dayanıyordu? Süreç içerisinde şahsımla ilgili bir “belge” bulunduğu, bu belgenin Milletvekili Orhan Sarıbal’da olduğu ve bu bilginin Enver Kiraz tarafından İzzet Özden’e aktarıldığı tarafıma söylendi.

İl Başkanımız Hakan Satılmış konuyu araştırdı. Sayın Sarıbal daha sonra benimle de iletişime geçerek söz konusu durumun kendisiyle ilgili olmadığını ifade etti. Enver Kiraz’a konu yeniden sorulduğunda “Akıllı olun, size verecek değil.” şeklinde cevap verdiği tarafıma aktarılırken, kendisini bizzat aradığımda ise iddiaları reddetti.

O hâlde soruyorum:

Varsa bu belge nerede?

Varsa ortaya konulsun, gereği yapılsın.

Yoksa bir kadının itibarı neden haftalarca böyle bir iddia üzerinden tartışmaya açıldı?

29 TEMMUZ’DA GÖREVDEN ALINDIYSAM, 4 AĞUSTOS’TA NEDEN BUNDAN HABERİM YOKTU?

Sürecin benim açımdan en açıklanamaz noktası budur. Tarafıma daha sonra ulaşan bilgilere göre görevden alma işlemimin 29 Temmuz 2026 tarihinde gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Ancak 29 Temmuz’da bana hiçbir görevden alma yazısı tebliğ edilmedi. Dahası, 4 Ağustos’taki grup toplantısından önce Genel Merkez’den bizzat arandım; bilgilerim istendi ve grup toplantısına katılıp katılmayacağım soruldu. Ben de doğal olarak hâlâ görevimin başında olduğumu düşünerek Ankara’daki grup toplantısına katıldım.

Burada çok açık bir çelişki bulunmaktadır:

Eğer 29 Temmuz tarihinde gerçekten görevden alınmışsam, bundan günler sonra Genel Merkez tarafından neden aranarak bilgilerim istendi ve grup toplantısına katılımım teyit edildi? Neden hâlâ görevdeymişim ve sürecin bir parçasıymışım gibi muhatap alındım? Üstelik bugün dahi tarafıma usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş bir görevden alma yazısı bulunmamaktadır. Tam aksine, bana herhangi bir resmî bildirim yapılmadan ve kararın dayanağı tarafıma açıklanmadan görevden alındığımı sonradan öğrenmiş bulunuyorum.

Bu nedenle yalnızca görevden alma işleminin usulüne ilişkin ciddi soru işaretleri bulunmamakta; karar zamanında tarafıma bildirilmediği için bilgi edinme ve itiraz hakkımı süresi içerisinde kullanabilme imkânımın da fiilen ortadan kaldırıldığı görülmektedir. Ben kendi görev durumumu resmî kanallardan değil, ulusal ve yerel basında çıkan haberlerden öğrenmek zorunda kaldım. Benim dahi bilmediğim bir görevden alma kararını basın nasıl öğrendi?

Bu bilgi basına kim tarafından servis edildi?

Ve görevden alınan kişinin karara ilişkin bilgi edinme ve itiraz hakkı dahi fiilen kullanılamaz hâle getirilirken bu işlem hangi usulle gerçekleştirildi?

PEKİ BEN NEDEN SUSTUM?

Bu noktada İl Başkanımız Hakan Satılmış ve il örgütümüzle ilgili bir hususu özellikle açıklığa kavuşturmak istiyorum. İl Başkanımız süreç boyunca yanımda durdu, beni savundu ve yaşananların şahsıma daha fazla zarar vermemesi için çaba gösterdi. Ankara’ya gitmeden önce, görüşmelerin olumsuz sonuçlanması ihtimaline karşı kamuoyu önünde daha fazla yıpranmamam ve itibarımın korunması amacıyla bir istifa metni hazırlamamı istedi. Ben de kendisine güvenerek bu metni teslim ettim.

Görevden alınma haberleri basına yansıdığında ise başlangıçta buna karşı çıktım. İstifa metnimi geri istedim ve görevden alma yazımın tarafıma verilmesini talep ettim. Ancak İl Başkanımız ve örgütteki yol arkadaşlarımız, yaşananların beni daha fazla yıpratmaması ve itibarımın zarar görmemesi için öncelikle sakin kalmamı ve sürecin netleşmesini beklememi istedi.

Amaç, kamuoyunda hakkımda oluşturulan tartışmaların daha fazla büyümesini engellemek ve mümkün olması hâlinde süreci benim kendi irademle görevden ayrıldığım şeklinde sonuçlandırarak şahsımı korumaktı. Ben de bana destek olan insanlara güvenerek ve örgütümün de bu süreçten zarar görmesini istemediğim için bir süre sessiz kalmayı kabul ettim.

Çünkü benim meselem hiçbir zaman koltuk değildi.

Kimsenin zarar görmesini istemedim. Örgütümün yanında durmaya ve parti çalışmalarına destek vermeye devam ettim. Hazırladığım basın açıklamasını yayımlamadım. Ancak daha bu süreç sonuçlandırılmadan, kamuoyuna benim kendi irademle ayrıldığıma ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadan ve tarafıma görevden alma yazısı dahi verilmeden bugün yerime yeni bir atama yapıldığını öğrendim.

İşte bugün konuşmamın nedeni budur.

MESELE KOLTUK DEĞİL, BİR KADININ İTİBARI

Benim için mesele hiçbir zaman görev olmadı. Görevler gelir, geçer. Fakat hakkında iddialar ortaya atılan bir kadının dinlenmeden yargılanması, var olduğu söylenen belgelerin kendisine gösterilmemesi, geçmiş tarihli olduğu belirtilen bir kararla görevden alındığının kendisine bildirilmemesi, itiraz hakkını kullanabilmesine dahi imkân bırakılmaması ve kendisi bilmeden konunun basına taşınması kabul edilebilir değildir.

Bugün kamuoyu önünde soruyorum:

Hakkımda olduğu iddia edilen belge nerede?

Ben görevimin başındayken neden yerime başka bir isim konuşuluyordu?

Malatya’daki bazı isimlerle Genel Merkez’deki bazı isimler arasında benim görevden alınmam konusunda hangi görüşmeler gerçekleştirildi?

29 Temmuz’da görevden alındıysam neden 4 Ağustos’ta bundan habersiz şekilde grup toplantısındaydım?

Görevden alma yazım neden hâlâ tarafıma verilmedi?

Ve benim dahi bilmediğim karar basına kim tarafından servis edildi?

Ben kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum.

Ancak hakkımda konuşulduysa, ismim basına taşındıysa ve itibarım kamuoyu önünde tartışmaya açıldıysa benim de yaşadıklarımı anlatmaya, elimdeki bilgi ve belgeleri ortaya koymaya ve bu soruların cevaplarını istemeye hakkım vardır.

Bir zamanlar:

“Başında kim olursa olsun Atamın partisinden, emanetinden vazgeçmem.” diyordum.

Bugün ise yaşadıklarım bana şunu söylettiriyor:

Bir yere “baba ocağı” demek yetmez; o ocağın kendi evladının onuruna ve itibarına da sahip çıkması gerekir.

Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada, Atamın kurduğu partinin “arınma” söylemiyle yürüdüğü bu zorlu süreçte gerçekten emek verenlerin, inananların ve hiçbir karşılık beklemeden mücadele edenlerin değil; koltuğunu korumaya çalışanların, kişisel hesaplarını örgütün önüne koyanların ve sırtını partiye dayayarak güç devşirenlerin ayakta kaldığına şahit olmak benim için en büyük hayal kırıklıklarından biri olmuştur.

Benim asıl üzüntüm kaybettiğim bir makam değildir. Asıl üzüntüm, çocukluğumdan beri “Atatürk’ün emaneti” olarak gördüğüm Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün kişisel hesapların ve koltuk mücadelelerinin gölgesinde bırakıldığını görmek olmuştur.

Bu nedenle bugün itibarıyla ben, ailem, benim vesilemle Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye olan dostlarım ve benimle birlikte yola çıkan yönetimimdeki arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi üyeliklerimizi sonlandırma kararı almış bulunuyoruz.

Bu süreçte bana güvenen, benimle aynı yolda yürüyen ve birlikte mücadele ettiğimiz tüm kadın arkadaşlarımdan ve ailemden özür diliyorum. Onları inandıkları bir mücadelede böyle bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya bırakmış olmanın sorumluluğunu da üzerimde taşıyorum.

Ancak şunu özellikle ifade etmek isterim:

Bizim Cumhuriyet’e, Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun biz kadınlara bıraktığı değerlere olan bağlılığımız herhangi bir parti üyeliğiyle başlamadı; bir parti üyeliğinin sona ermesiyle de bitmeyecektir.

Bizler bir makamın, bir koltuğun ya da bir rozetin değil; Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün kadınlarıyız.

Bugün bir siyasi partiden ayrılıyoruz; ancak Atatürk’ün açtığı yoldan, Cumhuriyet’in değerlerinden ve bir kadın olarak onurumuzu koruma mücadelemizden ayrılmıyoruz.

Ben bugüne kadar örgütüm zarar görmesin, bana destek olan insanlar zarar görmesin ve şahsım daha fazla yıpranmasın diye sustum.

Bugünden sonra kendi itibarım ve benimle birlikte yürüyen kadınların emeği zarar görmesin diye konuşacağım. Bundan sonraki süreçte polemiklerle değil; bilgi, belge ve hukukla hareket edecek, kişilik haklarımı, emeğimi ve itibarımı korumak adına tüm hukuki haklarımı kullanacağım.

Çünkü mesele artık bir görev meselesi değildir.

Mesele bir kadının itibarı, emeği ve onurudur.

Ve hiçbir makam, hiçbir koltuk, hiçbir siyasi hesap bir insanın onurundan daha değerli değildir.

Canan Erdoğan

CHP Malatya İl Kadın Kolları Eski Başkanı”

Günün Diğer Haberleri