Malatya İl Müftüsü Ramazan Dolu, toplumda yıllardır sürdürülen taziye yemekleri geleneğine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Özellikle cenazelerin ardından verilen üçüncü gün yemeklerinin dinî bir dayanağının bulunmadığını ifade eden Dolu, bu uygulamanın hem taziye sahipleri üzerinde ciddi bir maddi yük oluşturduğunu hem de önemli ölçüde israfa neden olduğunu söyledi. Taziye yemekleri yerine eğitim gören öğrencilere burs verilmesini tavsiye eden Dolu, vefat edenlerin ardından yapılacak en büyük iyiliğin kalıcı hayırlara vesile olmak olduğunu dile getirdi.
Geçmişten günümüze taşınan taziye kültürünün özünde dayanışma ve acıyı paylaşma duygusunun bulunduğunu belirten İl Müftüsü Ramazan Dolu, zaman içerisinde bu anlayışın değiştiğini ve birçok ailenin toplumsal baskı nedeniyle ekonomik gücünü aşan masrafların altına girdiğini söyledi. Dolu, taziyelerde asıl önceliğin yemek ikramı değil, acılı aileye manevi destek olmak ve onların yükünü hafifletmek olması gerektiğini ifade etti.

Yeni Malatya Haber Sitesine yaptığı öze açıklamalarda, Taziye yemeklerinin geçmişte farklı şartlar altında ortaya çıktığını hatırlatan Ramazan Dolu, günümüzde ulaşım imkânlarının gelişmesiyle birlikte bu ihtiyacın büyük ölçüde ortadan kalktığını belirterek, toplumun ortak bir anlayış geliştirerek bu uygulamayı zamanla terk etmesinin daha doğru olacağını kaydetti.
“Eskiden taziyelerde yemek ikram edilmesi olağan bir uygulamaydı”
Taziye yemeklerinin tarihçesine değinen Malatya İl Müftüsü Ramazan Dolu,
“Taziye yemeklerinin ya da taziye yerinde ikram edilen yemeklerin tarihimizde bir dayanağı vardır. Taziye ziyaretleri, ilk dönemlerden beri varlığını sürdüren bir gelenektir. Eski dönemlerde insanlar uzak yollardan gelerek taziye ziyaretinde bulunurdu. Bu kişilerin tekrar uzun bir yolculuğa çıkacak olmaları sebebiyle kendilerine yemek ikram edilmesi olağan bir uygulamaydı. Bu ikramlar da genellikle taziye sahibinin yakınları, komşuları ve akrabaları tarafından hazırlanırdı. Her ev bir veya 2 misafiri kendi evine götürür, onları ağırlar, ikramda bulunduktan sonra yolcu ederdi. Günümüzde ise bu uygulamanın dayandığı şartlar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. İnsanlar araçlarıyla taziye ziyaretine gelmekte ve ziyaretin ardından kendi evlerine dönebilmektedir. Dolayısıyla, gelen misafirlere yemek ikram edilmesini gerektirecek bir ihtiyaç oluşmamaktadır. Yemek ihtiyacı daha çok taziye yerinde sürekli bulunan taziye sahibinin yakınları, çocukları ve birinci derece akrabaları için söz konusudur. Bu ihtiyaç da aileler tarafından kendi imkânlarıyla karşılanmaktadır. Buna rağmen zamanla bu gelenek, vefat eden kişinin yakınlarının taziyeye gelen herkese yemek ikram etmek zorundaymış gibi algılanmasına dönüşmüştür.

Daha da yaygın olarak görülen uygulama ise üçüncü gün yemek verilmesidir. Bu uygulama, sanki dinî bir vecibeymiş gibi insanların sofrada bir araya getirildiği ve taziye sahibinin ciddi bir maddi yükün altına sokulduğu bir hâl almıştır. Dinimizde üçüncü gün yemeği verilmesine dair herhangi bir kaynak bulunmadığı gibi, bu uygulamanın israfa yol açması ve taziye sahibini maddi sıkıntıya düşürmesi de dinî açıdan sakıncalı bir durum oluşturmaktadır” ifadelerine yer verdi.
Ramazan Dolu'nun değerlendirmeleri, taziye kültürünün özüne dönülmesi gerektiğine yönelik önemli mesajlar içerirken, cenaze sahiplerinin acılarını yaşamak yerine yemek hazırlama telaşına düşmesinin doğru olmadığını da ortaya koydu. Dolu, taziyelerde dayanışmanın yemek organizasyonlarıyla değil, manevi destek ve yardımlaşmayla güçlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Taziye yemekleri öncelikle bir israf sebebidir”
Taziye yemeklerinin dinî, sosyal ve ekonomik açıdan uygun olmadığını belirten Dolu,
“İnsanlar acılarını yaşamaya çalışırken, taziye sahibinin yüzlerce kişiye yemek verme telaşıyla meşgul olması, kendi acısını ve yasını yaşamasına da engel olmaktadır. Dolayısıyla hem dinî, hem sosyal hem de ekonomik açıdan bu uygulamanın uygun olmadığını düşünüyoruz. Toplumun ortak akılla hareket ederek taziye yemekleri uygulamasını bir an önce sona erdirmesi ve bunu tamamen terk etmesi gerekmektedir. Çünkü taziye yemekleri öncelikle bir israf sebebidir. İnsanlar taziyeye geldiklerinde çoğunlukla aç gelmemektedir. Bu nedenle ikram edilen yemeklerin önemli bir kısmı israf olmakta, hatta çöpe gitmektedir. Bunun yanında, taziye sahibinin bu yemeği verecek maddi imkâna sahip olup olmadığı da çoğu zaman dikkate alınmamaktadır. Sanki yerine getirilmesi zorunlu bir yükümlülükmüş gibi taziye sahibi ciddi bir maddi külfetin altına girmekte, yaşadığı acının yanında bir de ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kalmaktadır” şeklinde konuştu.

İl Müftüsü Dolu, toplumun yıllardır süregelen alışkanlıklarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini belirterek, taziyelerde yapılan harcamaların ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesinin hem vefat edenlerin ruhuna hem de toplumsal dayanışmaya daha büyük katkı sağlayacağını ifade etti.
“Lütfen yemek ikram etmeyin”
Taziye yemeği vermek isteyen hayırseverlerin, bunun yerine bir öğrenciye burs vermelerinin veya kalıcı bir hayra destek olmalarının çok daha faziletli ve faydalı bir davranış olacağını ifade eden Dolu,
“Taziye yemeklerinin özellikle toplumsal baskı nedeniyle devam ettiğini biliyoruz. İnsanlar, 'Babam, annem ya da yakınım için yemek vermezsem beni kınarlar’ endişesiyle maalesef bu geleneği terk etmekte zorlanmaktadır. Ancak bilinmelidir ki annemiz, babamız veya vefat eden yakınımız için yapabileceğimiz en hayırlı şey insanlara yemek yedirmek değildir. Asıl yapılması gereken, onun için hayır duada bulunmak, onu hayırla yâd etmek ve geride bıraktığı imkânlar varsa bunların bir kısmını gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak bir hayra vesile olmaktır. Kalıcı bir eser bırakmak da bunun en güzel örneklerinden biridir. Mesela bir kişi, annesi adına binlerce insana yemek vermek yerine bir veya birkaç öğrencinin eğitimine destek olsa, burs verse ve onların yetişmesine vesile olsa, annesi ve babası adına çok daha hayırlı bir iş yapmış olur. Vefat eden kişinin yakınlarının ona yapacağı en büyük iyilik, komşulara yemek vermek değil; sevap hanesine yazılacak kalıcı hayırlara vesile olmaktır. Bu tür hayırlar sanıldığı kadar zor da değildir. Bir öğrenciye destek olmak, küçük bir okula, bir camiye, bir Kur'an kursuna ya da bir hayır kurumuna maddi katkıda bulunmak çok daha büyük bir fazilettir. Dolayısıyla taziye yemeklerinin, özellikle üçüncü gün verilen yemeklerin ve taziye vesilesiyle kalabalıklara yapılan ikramların zamanla terk edilmesi ve bu uygulamanın toplum hayatından kaldırılması, toplumumuz açısından daha hayırlı olacaktır. Biz de bu şekilde düşünüyor ve müftülük olarak bu konuda çalışmalar yürütüyoruz. Vefat eden kardeşlerimizin yakınlarını ziyaret ederek, ‘Yakınınız için mevlit okuyalım, Kur'an okuyalım, üçüncü gün programımızı yapalım; ancak lütfen yemek ikram etmeyin’ tavsiyesinde bulunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Malatya İl Müftüsü Ramazan Dolu'nun açıklamaları, taziye kültürünün manevi yönünün güçlendirilmesi, israfın önlenmesi ve cenaze sahiplerinin ekonomik yükten kurtarılması konusunda önemli bir çağrı niteliği taşırken, vefat edenlerin ardından yapılacak hayırların daha kalıcı ve topluma fayda sağlayacak alanlara yönlendirilmesi gerektiği mesajını da beraberinde getirdi.
Kaynak- Yenimalatya.com
Admin
Yönetici




















