AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Habertürk’te katıldığı programda hem Adalet Bakanı Akın Gürlek’i savundu hem de CHP’ye yönelik çok sert ifadeler kullandı. Babacan, Gürlek’in “paraşütle indirildiği” iddialarını kesin bir dille reddetti.
“Gürlek öyle paraşütle siparişle gelmiş birisi değil. Yıllarca savcılık görevinde birçok başarılı işlere imza atmış, bakan yardımcılığı dahi yapmış bir isimdir” diyen Babacan, sözlerini daha da ileri taşıdı:
“Ya Akın Gürlek yeni bir isim değil ki. İstanbul’da savcılık yapmış mı? Üstelik gerçekten de toplumun da ciddi manada rahatsızlık duyduğu dosyalara bakmış, ‘cesur savcılar varmış’ diye anılan bir dönemi yaşamış bir isimden bahsediyoruz. Başsavcılığı söylemiyorum, dosyalara bakmış bir savcıdan bahsediyorum.”

Babacan, Gürlek’in Adalet Bakan Yardımcılığı dönemine de atıf yaparak, “Adalet Bakanlığı’nın tabiri caizse DNA’sını biliyor, kodlarını biliyor, bürokrasiyle siyaset ilişkisini biliyor. Hukukun, HSK’nın konumunu, mevzuatını biliyor. Yani dışarıdan, CHP’lilerin iddia ettiği gibi operasyonel bir misyonla paraşütle inmiş bir isim değil” ifadelerini kullandı.
“CHP Ana Akım Siyasetten Koptu”
CHP’nin siyaset tarzını hedef alan Babacan, partinin özellikle Kemal Kılıçdaroğlu döneminden itibaren ana akım çizgiden uzaklaştığını savundu.
“Deniz Baykal döneminde böyle değildi” diyen Babacan, Deniz Baykal dönemini ayrı tuttu ancak devamında çok daha sert konuştu:
“Kılıçdaroğlu’yla birlikte CHP, ana akım bir siyasi parti ve hareket olmaktan, ideolojik marjinal bir yapı olma tercihine doğru hızla sürüklendi ve nihayetinde geldiğimiz nokta da bu.”

CHP’nin siyasi rekabet yürütmediğini, meseleyi bilinçli şekilde “savaş cephesi” diline dönüştürdüğünü öne süren Babacan, şu ifadeleri kullandı:
“CHP, onlara destek veren birtakım gazetecilerle, tırnak içerisinde sanatçıların —tırnak içinde diyorum sanatçıyı— ısrarla meseleyi bir savaş cephesi hikâyesine dönüştürme gayreti içerisinde. Mesele bir savaş cephesi olayı değil. Savaşmıyoruz. Biz temiz bir siyaset istiyoruz. Kimden nasıl gelirse gelsin temiz bir siyaset istiyoruz.”
“Kürsü İşgali Demokrasiyi Askıya Almaktır”
Meclis’te yaşanan tartışmalara da değinen Babacan, CHP’nin kürsü işgalini “hukuki protesto” olarak savunmasına sert çıktı:
“Kürsü işgali demokratik bir hak olabilir mi? Tam tersi. Kürsü işgali tam olarak mevcut demokrasinin ortadan kaldırılmasıdır. Meclis müzakere yeridir, tartışma yeridir. Oradan çıkan müzakere yasamaya dönüşür. Siz kürsüyü işgal ettiğiniz anda o mekanizmayı askıya alırsınız.”
Babacan, 19 Mart 2025 ve 8 Temmuz 2025 tarihlerinde yaşanan kürsü işgallerini hatırlatarak, “İnternet kayıtlarına bakılsın. CHP grup olarak kürsüyü işgal etti ve Meclis’i çalıştırmadı” dedi.

CHP’nin bilinçli bir gerilim siyaseti yürüttüğünü savunan Babacan, şu sözlerle devam etti:
“Çarşamba günü grup toplantısından çıktık, ‘CHP tam kadro Meclis’te olacak ve büyük olay çıkacak’ diye haber geldi. Saat 2’de Genel Kurul açıldı, bir baktık Meclis dolmuş. Bu neyin işareti? Olay çıkarmak için toplanmanın adı siyaset değildir.”
“Bu Siyaset Değil”
Babacan, bakan atamaları konusunda da CHP’nin anayasal zemini bildiğini ancak kamuoyuna farklı bir dil kullandığını ileri sürdü:
“Bakanların Cumhurbaşkanlığı tarafından atanması sonrasında Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra bakan olmalarının önünde anayasal bir engel olmadığını Murat Emir ve bütün CHP’liler pekâlâ biliyor. Ama dışarıda bunun anayasal suç olduğunu iddia eden cümleler kuruyorlar. Gerçekten bunu yapmayalım, bu siyaset değil.”
Sözlerini sert bir çağrıyla tamamlayan Babacan, “Protesto bir haktır. Ama Meclis’i çalıştırmamak, kürsüyü işgal etmek, yemini engellemeye çalışmak anayasal bir hak değildir. Bu görüntüler bu ülkeye yakışmıyor. Ne olur lütfen daha meşru bir zeminde siyaset yapalım” dedi.
Admin
Yönetici


















