Güler’den Malatya’da önemli mesaj: “Türkiye güvenli bir liman”

Abdullah Güler ve Abdurrahman Babacan Malatya Kitap Fuarı’nda düzenlenen panelde Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Manşet - 24-10-2026 00:01

Güler’den Malatya’da önemli mesaj: “Türkiye güvenli bir liman”

Bu yıl 12’ncisi düzenlenen Malatya Kitap Fuarı, ilk gününde önemli konukları ve dikkat çeken bir paneli ağırladı. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 25 yıldır zor bir coğrafyada güvenli bir liman haline geldiğini söyledi. Malatya Büyükşehir Belediyesi Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen “Jeopolitik Önemi Bakımından Terörsüz Türkiye Vizyonu” paneli, Malatyalıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Panele AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in yanı sıra AK Parti Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan da konuşmacı olarak katıldı. Vatandaşların ilgiyle takip ettiği programa AK Partili bazı ilçe belediye başkanları da dinleyici olarak iştirak etti.

“Türkiye güvenli bir liman haline geldi”

Panelde Türkiye’nin bölgesel konumu, güvenlik politikaları ve Terörsüz Türkiye hedefi üzerine değerlendirmelerde bulunan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, dünyanın birçok bölgesinde savaşların ve gerilimlerin yaşandığına dikkat çekti. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 18 ülkede görev yaptığını ve dünya barışına katkı sağlamak amacıyla önemli çalışmalar yürüttüğünü belirten Güler, dünya barışına katkı sunan büyük bir devletin kendi güvenlik meselesini kendi yöntemleri, anlayışı ve bakış açısıyla çözmesinden daha doğal bir durum olmadığını ifade etti.

Türkiye’nin uzun yıllardır terör nedeniyle ağır bedeller ödediğini vurgulayan Güler, yaşanan acıların bir daha tekrarlanmaması için kararlı bir yol izlenmesi gerektiğini dile getirdi.

Güler, “Bu kadar çok acı çekilen terör meselesine bir çözüm bulunması gerekiyor. Kaybettiğimiz evlatlarımız, polislerimiz, askerlerimiz, şehitlerimiz için yaşatılan bu acıların bir daha yaşanmaması adına devlet olarak, yönetici olarak ciddi ve kararlı bir yol izlememiz gerekiyor.” dedi.

“Terörsüz Türkiye kadar terörsüz bölge de önemli”

Bölgenin devam eden savaşlar ve gerilimler nedeniyle adeta bir ateş çemberine dönüştüğünü belirten Güler, Türkiye’nin istikrarını ve bölgesel güvenliği önceleyen politikalarına dikkat çekti. Güler, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye bu kadar zor bir bölgede 25 yıldır Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güvenli bir liman haline geldi. Yalnızca kendi güvenliğini değil, komşularının güvenliğini de önceleyen bir Türkiye var artık. Terörsüz Türkiye dedik ama ikinci cümlemiz terörsüz bölge. Komşularımızdaki istikrar bizim için önemli. Çünkü terör bunca zaman istikrarsızlaştırılmış ülkelerde taban bularak ülkemizi sardı. Bunu çok iyi biliyoruz.”

Güler’in açıklamaları, Terörsüz Türkiye hedefinin yalnızca ülke içindeki güvenlik meselesiyle sınırlı olmadığını, komşu ülkelerdeki istikrarın da Türkiye’nin güvenliği açısından önem taşıdığını ortaya koydu.

Babacan: “Türkiye bölgede vazgeçilmez bir güç”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi ve AK Parti Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan da panelde söz alarak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sürecin başından itibaren komisyon çalışmalarında yer alan ve konuya ilişkin açıklamalarıyla gündeme gelen Babacan, Türkiye’nin bölgedeki konumuna ve sahip olduğu güce dikkat çekti. Türkiye’nin bölgede vazgeçilmez bir güç olduğunu belirten Babacan, ülkenin bölgeye barış getirebilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade etti. Terörsüz Türkiye hedefinin hayata geçirilmesinin hem Türkiye’de hem de bölge genelinde rahatlama sağlayacağını vurguladı.

Malatya Kitap Fuarı kapsamında gerçekleştirilen panel, bölgesel gelişmelerin, güvenlik politikalarının ve Terörsüz Türkiye vizyonunun ele alındığı önemli bir buluşma oldu. Yoğun katılımla gerçekleşen programda, Türkiye’nin kendi güvenliğini güçlendirmesi ve çevresindeki ülkelerde istikrarın sağlanmasının taşıdığı önem öne çıktı.

 

Panelde konuşan AK Parti Malatya Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan, Terörsüz Türkiye sürecini uluslararası ilişkiler, bölgesel güvenlik, savunma sanayisi, enerji, madencilik, ticaret ve lojistik politikaları üzerinden değerlendirdi. Konuşmasının başında TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler'in süreçteki çalışmalarına değinen Babacan, Güler'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte hazırlık ve yürütme aşamalarında önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi.

Babacan, "Bu süreçte inanılmaz emeği vardır. En başından beri bütün partilerle ve sürecin hem Meclis ayağında hem de devlet ayağında bu noktaya gelmesinde gerçekten bizim abimiz olarak, bizim başkanımız olarak beraber çalıştık" dedi.

Malatya'da muhtarların, sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, öğrencilerin ve siyasi teşkilatların programa katılmasını önemsediklerini belirten Babacan, sürecin kamuoyuna doğru anlatılması gerektiğini söyledi. Babacan, "Bunları anlatmak lazım ki kafalar, tereddütler, şüpheler, birilerinin sosyal medyadan, şuradan buradan üreteceği yalan, dezenformatif haberler süreci zehirlemesin" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin güvenlik ve toplumsal bütünleşme meselelerini kendi birikimiyle ele alması gerektiğini vurgulayan Babacan, ülkenin geleceğine ilişkin kararların toplumsal destekle yürütülmesinin önemine değindi.

DÜNYA SİYASETİNDE ÜÇ KIRILMA DÖNEMİ

Dünya siyasi tarihinin yakın dönemini üç temel kırılma üzerinden değerlendiren Abdurrahman Babacan, ilk kırılmanın İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan Soğuk Savaş düzeniyle başladığını anlattı. Babacan, "Dünyanın yakın siyasi tarihinde üç temel kırılma dönemini koymak mümkün. Birincisi İkinci Dünya Savaşı'nın bitimi ve Soğuk Savaş'ın başlaması" ifadelerini kullandı.

Soğuk Savaş döneminde ülkelerin büyük güçlerin oluşturduğu iki kutuplu sistem içerisinde hareket ettiklerini belirten Babacan, devletlerin kendi teknoloji, savunma ve dış politika modellerini geliştirmekte sınırlı kaldıklarını savundu. Türkiye'nin bu dönemde yaşadığı sorunlara değinen Babacan, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargoların yerli savunma sanayisinin önemini ortaya koyduğunu belirtti.

Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'ın görev yaptığı koalisyon hükümeti dönemindeki yaklaşımları hatırlatan Babacan, Türkiye'nin kendi asker kapasitesini geliştirmeye yöneldiğini ancak sonraki siyasi gelişmelerin bu süreci etkilediğini söyledi. Babacan, "Kendi ayaklarımız üzerinde duralım. Yeni bir şey geliştirelim. Merkeze Türkiye'yi oturtalım. Buradan bir savunma politikası geliştirelim. Sanayileştirelim. Dış politikamızı özgür hale, bağımsız hale getirelim" sözleriyle o dönemde gündeme gelen hedefleri anlattı. 1977-1980 arasındaki siyasi olayların ardından 12 Eylül 1980 askerî darbesinin yaşandığını hatırlatan Babacan, Türkiye'nin uzun yıllar boyunca siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla karşı karşıya kaldığını ifade etti.

1990'LI YILLARDAKİ GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ

İkinci kırılmanın Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ortaya çıktığını belirten Babacan, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın dağılmasının uluslararası sistemde yeni ekonomik ve siyasi fırsatlar oluşturduğunu söyledi. Babacan, "İkinci büyük kırılma Soğuk Savaş'ın bitişiyle 90'lı yılların başında oldu. Yani Yugoslavya ve Sovyetler dağıldı. Artık tabiri caizse ülkeler açısından yepyeni, daha esnek, daha geniş alanlar çıktı" dedi. Bu dönemde liberal ekonomik politikaların yaygınlaştığını belirten Babacan, Türkiye'nin Turgut Özal döneminde ekonomik dışa açılma yönünde adımlar attığını ifade etti.

1993 yılındaki gelişmelerin Türkiye'nin siyasi ve toplumsal yapısında önemli sonuçlar doğurduğunu savunan Babacan, Turgut Özal'ın ölümü, Sivas Madımak olayları, Başbağlar Katliamı, Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis'in ölümleri ile Bingöl'de 33 askerin öldürülmesini hatırlattı. Gazi Mahallesi olaylarına ve İSKİ yolsuzluk tartışmalarına da bu dönemi değerlendirirken değindi. Babacan, "93 yılında özellikle incelemenizi naçizane tavsiye ederim" diyerek, bu dönemde yaşanan olayların Türkiye'nin sonraki yıllardaki siyasi yapısını etkilediğini savundu.

28 Şubat sürecine ve 2001 ekonomik krizine de değinen Babacan, Türkiye'nin 1990'lı yıllarda uluslararası gelişmelerden yeterince yararlanamadığı değerlendirmesinde bulundu. Çatışma çözümü ve demokratikleşme alanlarında akademik çalışmalar yürüttüğünü belirten Babacan, "Ben yıllardan beri bu işi çalışıyorum akademide. Çatışma çözümü çalışıyorum. Demokratikleşme çalışıyorum" dedi. Babacan, bazı ülkelerin 1990'lı yıllarda iç çatışmalarını çözmek için adımlar attığını, Türkiye'nin ise terör meselesinde daha ağır sorunlarla karşılaştığını savundu.

"ÜÇÜNCÜ KIRILMA DÖNEMİNDEYİZ"

Dünya siyasetindeki üçüncü kırılmanın 2010'lu yıllarda başladığını belirten Babacan, Arap ayaklanmaları ve sonrasında Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin uluslararası ilişkileri değiştirdiğini söyledi. Babacan, "Şimdi üçüncü kırılmadayız. Ben epey bir zamandan beri üçüncü kırılma döneminde olduğumuzu düşünüyorum dünyada" ifadelerini kullandı.

Libya ve Suriye'deki iç savaşlar ile Irak ve Afganistan'daki gelişmeleri değerlendiren Babacan, bölgedeki toplumsal ve siyasi dengelerin uzun yıllardır değişim içerisinde olduğunu belirtti. Babacan, bölge toplumlarının siyasi taleplerini daha güçlü biçimde dile getirmeye başladığını savunarak, "Toplumlar bu coğrafyada ilk defa 'Biz buyuz, biz buradayız' iradesini konuşmaya başladılar. Bu önemli" dedi.

Yaşanan çatışmaların ağır insani sonuçlarına dikkat çeken Babacan, Suriye'de yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Libya'daki iç savaşın ve Irak'taki mezhepsel ayrışmaların da bölgesel istikrarı olumsuz etkilediğini ifade etti. Babacan, "Türkiye hem bugünü inşa ediyor hem geleceğe hazırlanıyor ve gelecek de hiç olmadığı kadar hızlandı" sözleriyle Türkiye'nin değişen uluslararası koşullara hazırlanması gerektiğini vurguladı.

2003-2013 DÖNEMİNDEKİ REFORMLARA DEĞİNDİ

Türkiye'nin yeni döneme hazırlık sürecinde iki temel aşamanın bulunduğunu belirten Babacan, ilk olarak 2003-2013 yılları arasındaki demokratikleşme çalışmalarını değerlendirdi. Bu dönemde insan hakları, hukuk, temel hak ve özgürlükler ile devlet-vatandaş ilişkilerinde düzenlemeler yapıldığını ifade eden Babacan, Alevi çalıştaylarını, demokratik açılım girişimlerini ve 2013-2015 yılları arasındaki çözüm sürecini örnek gösterdi. Babacan, "Birincisi 2003 ile 2013 döneminde adına sessiz devrim dedikleri, aslında Türkiye'nin çehresini değiştiren insan hakları, demokratikleşme, hukuk reformu" sözleriyle dönemin kendi açısından önemini anlattı. Bu çalışmaların AK Parti tarafından komisyona sunulan raporda da ayrıntılı biçimde ele alındığını ifade eden Babacan, Türkiye'nin terör meselesine yönelik siyasi ve toplumsal birikim oluşturduğunu savundu.

"15 TEMMUZ'U MİLAT OLARAK ALMAK GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"

Türkiye'nin dış politika ve güvenlik anlayışındaki ikinci değişimin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında yaşandığını belirten Babacan, bu tarihin stratejik açıdan bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Babacan, "İkincisini de Türkiye özellikle 15 Temmuz sonrasını, ben 15 Temmuz'u milat olarak almak gerektiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin bölgesel güvenlik sorunlarına yaklaşımının değiştiğini savunan Babacan, ülkenin tehditler karşısında daha doğrudan hareket etmeye başladığını belirtti. Babacan, "Kendi göbeğini kendi kesen bir Türkiye" ifadesini kullanarak, dış politika kararlarında bağımsız hareket etme kapasitesinin geliştirilmesini önemsediklerini anlattı. Suriye'nin kuzeyine yönelik ilk askerî harekâtın 15 Temmuz darbe girişiminden 41 gün sonra gerçekleştirildiğini hatırlatan Babacan, bu gelişmenin Türkiye'nin yeni güvenlik yaklaşımını gösterdiğini savundu. Babacan, bu yaklaşımın yalnızca askerî operasyonlarla sınırlı olmadığını; savunma sanayisi, enerji, madencilik, ticaret ve lojistik alanlarının da güvenlik politikasının bir parçası olduğunu söyledi.

DOĞU AKDENİZ'DE 120 TRİLYON METREKÜPLÜK REZERV İDDİASI

Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını değerlendiren Abdurrahman Babacan, bölgede yaklaşık 120 trilyon metreküplük hidrokarbon rezervi bulunduğu yönündeki tahmini paylaştı. Babacan, "Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon rezervleri, ki 120 trilyon metreküplük bir hidrokarbon rezervi var burada Doğu Akdeniz'de" diyerek, bölgedeki enerji kaynaklarının uluslararası rekabet açısından önem taşıdığını söyledi. Türkiye'nin ve bazı Akdeniz ülkelerinin enerji paylaşım süreçlerinin dışında tutulmaya çalışıldığını ileri süren Babacan, Total, Eni, ExxonMobil, Delek, Shell ve BP gibi uluslararası enerji şirketlerinin bölgedeki faaliyetlerine dikkat çekti. Babacan, büyük devletler ve enerji şirketlerinin Doğu Akdeniz'deki ekonomik kaynaklar üzerinde etkili olmaya çalıştığını savundu.

Türkiye'nin enerji alanında daha bağımsız ve etkin bir politika izlemesi gerektiğini belirten Babacan, petrol, doğal gaz ve madencilik sektörlerinin geliştirilmesinin önemine değindi.

"MADENCİLİKTE EKSİKLERİMİZ VAR"

Türkiye'nin madencilik alanında uluslararası ölçekte daha etkin olması gerektiğini belirten Babacan, Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. 2005 yılında Türkiye'de Afrika Yılı ilan edilmesini hatırlatan Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde gerçekleştirilen Afrika temaslarının yeni bir dış politika yaklaşımının parçası olduğunu söyledi. Babacan, "Madencilik hâlâ çok eksiğimiz. Madenciliğin aslında gelişmiş olması lazım" dedi. Sudan'daki altın madenlerini örnek gösteren Babacan, Türkiye'nin Afrika'da daha güçlü madencilik şirketleriyle faaliyet yürütmesi gerektiğini ifade etti. Babacan, madencilik alanında yaşanan olumsuz örneklerin bütün sektöre genellenmesini eleştirerek, enerji ve madencilik politikalarının ekonomik kalkınma açısından değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Afrika Boynuzu'ndaki gelişmelere de değinen Babacan, Somali, Somaliland ve Etiyopya arasındaki ilişkileri, İsrail'in bölgesel politikalarını ve Netanyahu'nun sözünü ettiği ittifak arayışlarını değerlendirdi.

LİBYA ANLAŞMASI VE DOĞU AKDENİZ'DEKİ GELİŞMELER

Türkiye'nin Libya politikasını değerlendiren Babacan, iki ülke arasındaki deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmanın Doğu Akdeniz'deki ekonomik ve siyasi dengeler açısından önem taşıdığını belirtti. Libya'daki iç savaş ve siyasi ayrılıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında güçlükler yaşandığını belirten Babacan, Türkiye'nin diplomatik ve askerî faaliyetlerinin süreçte etkili olduğunu savundu. Babacan, Libya'da 2019-2021 döneminde Fransa, Rusya ve ABD gibi ülkelerin de etkili olmaya çalıştığını belirterek, Türkiye'nin sahadaki faaliyetlerinin siyasi gelişmeleri değiştirdiğini ileri sürdü. Babacan, Türkiye'nin askerî ve diplomatik yaklaşımını değerlendirirken, "Ardından da şimdi masayı da değiştirdi" ifadesini kullandı. Libya Temsilciler Meclisinin deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmaya yönelik kararını değerlendiren Babacan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in açıklamalarına da değindi. Babacan, Girit'in güneyindeki deniz yetki alanları konusunda Türkiye, Libya, Yunanistan ve Avrupa Birliği arasında farklı görüşler bulunduğunu anlattı.

Libya'nın kendi kıta sahanlığı içerisindeki yüzde 40'lık alanda Türkiye'ye petrol çıkarma izni verdiğini ileri süren Babacan, söz konusu gelişmeyi Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası açısından önemli gördüğünü söyledi.

SURİYE'DE 10 MART MUTABAKATI VE ENTEGRASYON SÜRECİ

Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'nin sınır güvenliğiyle bağlantılı olduğunu belirten Babacan, ülkede yaşanan iç savaşın bölgesel güvenliği uzun yıllar olumsuz etkilediğini söyledi. Türkiye'de 2014-2017 yılları arasında gerçekleştirilen terör saldırılarını hatırlatan Babacan, Reyhanlı, Gaziantep ve Ankara Garı saldırılarına değindi.

PKK, DEAŞ ve DHKP-C gibi örgütlerin faaliyetlerinden söz eden Babacan, geçmişte Türkiye'de saldırılarla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişilere yönelik yürütülen yakalama çalışmalarını da değerlendirdi. Suriye'de 8 Aralık'ta yaşanan yönetim değişikliğine ve Türkiye'nin İdlib'deki faaliyetlerine değinen Babacan, bu gelişmelerin güvenlik dengeleri bakımından önem taşıdığını savundu.

SDG ve YPG'nin Suriye devletine entegrasyonu konusundaki gelişmeleri anlatan Babacan, "10 Mart Mutabakatı'nın çerçevesinde bireysel olarak Suriye hükümetinin egemenlik hakları altında Suriye Devleti'ne entegre olmaya başladı ve entegrasyon tamamlanmak üzere" ifadelerini kullandı. Babacan, Suriye'deki silahlı yapıların devlet otoritesi altında toplanmasının ve toplumsal bütünlüğün sağlanmasının Türkiye'nin güvenliği açısından önemli olduğunu söyledi.

IRAK'TA SİNCAR HATTI VE KALKINMA YOLU PROJESİ

Irak'taki gelişmelere değinen Babacan, ülkede geçmiş yıllarda yaşanan mezhepsel çatışmaların güvenlik sorunlarına neden olduğunu ifade etti. Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerde Kalkınma Yolu Projesi'nin önem kazandığını belirten Babacan, söz konusu projenin iki ülkeye ekonomik kazanımlar sağlayabileceğini söyledi. Babacan, "Irak Kalkınma Yolu, çünkü terörsüz bölge sürecinin en önemli unsurlarından bir tanesi. Hem Irak için hem Türkiye için inanılmaz bir kazanç getirecek" dedi.

Türkiye ile Irak arasında savunma ve ortak güvenlik alanında yürütülen çalışmalara değinen Babacan, Sincar hattının iki ülke açısından önem taşıdığını belirtti. Babacan, "Sincar hattı, Suriye ile Irak arasındaki lojistiği sağlayan silah hattı, Irak tarafından boşaltılmaya başlandı. Oradaki unsurlar dağıtılıyor şimdi Irak'ta" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin Irak ile güvenlik ve ekonomik iş birliğini geliştirmesinin Terörsüz Bölge hedefi açısından önemli olduğunu savunan Babacan, ulaşım koridorlarının güvenliğinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İRAN VE LÜBNAN'DAKİ GELİŞMELER

İran'da yaşanan gelişmeleri değerlendiren Babacan, ABD ve İsrail'in askerî faaliyetlerinin bölgesel güvenlik üzerinde etkili olduğunu belirtti.

İran içerisindeki bazı siyasi ve silahlı yapıların dış müdahalelerle kullanılmaya çalışıldığını öne süren Babacan, bu durumun Türkiye açısından yeni riskler oluşturabileceğini savundu. İran'daki PKK bağlantılı unsurlara değinen Babacan, Barzani ve Talabani gruplarından yapılan açıklamaları hatırlattı. Babacan, Talabani grubunun İran'daki PKK unsurlarına destek verilmediği yönündeki açıklamasından söz ederek, "Bizim herhangi bir desteğimiz yoktur bu İran'ın içerisindeki PKK unsurlarıyla" ifadelerini aktardı.

 

Lübnan'daki gelişmelerin de Türkiye'nin bölgesel güvenlik yaklaşımı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Babacan, ülkede yaşanabilecek istikrarsızlıkların çevre ülkeleri etkileyebileceğini söyledi. Babacan, "Lübnan da bu işin içerisinde. Lübnan da buradan bağımsız değil" dedi. Lübnan Cumhurbaşkanının Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyareti hatırlatan Babacan, görüşmenin ardından yapılan açıklamayı şöyle aktardı:

"Türkiye ile bizim ortak güvenlik anlayışımız bir tercih değil. Bizim için stratejik bir zorunluluk."

Türkiye'nin güvenliğinin çevre ülkelerdeki gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunan Babacan, "Benim artık güvenliğim tek benle alakalı değil" ifadesiyle ortak güvenlik yaklaşımını anlattı.

BÖLGESEL GÜVENLİKTE TOPLUMSAL BÜTÜNLÜK VURGUSU

Türkiye'nin Irak, Suriye, İran, Lübnan ve Doğu Akdeniz'i kapsayan ortak güvenlik anlayışı geliştirdiğini belirten Babacan, bölge ülkelerindeki etnik, dinî ve mezhepsel farklılıkların toplumsal bütünlük içerisinde ele alınması gerektiğini söyledi. Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni, Nusayri ve farklı dinî toplulukların bir arada yaşadığı bölgede güvenliğin yalnızca askerî tedbirlerle sağlanamayacağını ifade eden Babacan, devletlerin egemenlik yapıları içerisinde toplumsal entegrasyonun önem taşıdığını savundu. Babacan, "Bunların tamamının kendi iç bütünlüklerinin sağlanması ve bu iç bütünlük sağlanırken de ilgili devletlerin egemenlik hakları altında onların kendi devletlerine entegre olmaları" ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin Terörsüz Türkiye hedefini Terörsüz Bölge anlayışıyla eş zamanlı yürüttüğünü belirten Babacan, bu yaklaşımın dış politika, savunma sanayisi, enerji, ticaret ve lojistik alanlarıyla desteklendiğini söyledi.

ZENGEZUR KORİDORU VE ORTA KORİDOR HEDEFİ

Güney Kafkasya'daki gelişmelere değinen Babacan, Karabağ Savaşı sonrasında bölgedeki ulaşım ve ticaret bağlantılarının önem kazandığını söyledi. Zengezur Koridoru'nun Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki ticaret güzergâhlarıyla bağlantılı olduğunu belirten Babacan, Orta Koridor'un Türkiye'ye bağlanmasının ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Babacan, "Zengezur Koridoru'nu Çin'in Kuşak Yol Projesi üzerinden gelecek olan ticaret akslarını, Orta Koridor'u Türkiye'ye bağlayacağız" dedi.

 

Bölgede enerji nakil hatlarının geliştirilmesinin de Türkiye'nin uluslararası konumuna katkı sağlayacağını savunan Babacan, bölgesel güvenliğin ekonomik projelerin uygulanması açısından önem taşıdığını ifade etti.

BÖLGESEL SAVUNMA İŞ BİRLİKLERİNE DİKKAT ÇEKTİ

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin askerî ve ekonomik kapasitelerini değerlendiren Babacan, Güney Asya ve Orta Doğu arasında yeni güvenlik iş birliklerinin gelişebileceğini söyledi.

Konuşmasında "Mekke İttifakı" olarak adlandırdığı yaklaşımı değerlendiren Babacan, "NATO nasıl bir Avrupa-Atlantik arasında bir güvenlik sistemi ise Mekke İttifakı da Güney Asya ile Orta Doğu arasında bir güvenlik sistemi inşa ediyor" dedi. Pakistan'ın nükleer kapasitesi ve askerî gücü, Suudi Arabistan'ın finansal kaynakları ve Türkiye'nin savunma sanayisi kapasitesi arasında iş birliği imkânları bulunduğunu savunan Babacan, bu ülkelerin farklı güçlü yönlerinin ortak güvenlik anlayışına katkı sağlayabileceğini belirtti.

Hindistan-Orta Doğu-Avrupa ticaret koridoru projesine de değinen Babacan, bölgesel ittifakların ticaret güzergâhları üzerinde etkili olabileceğini söyledi. Babacan, "Türkiye aynı anda aslında kendi dış politikasını, caydırıcılığını, savunmasını güçlü, muhkem, kavi hale getirirken bir yandan da bunun yan kazanımları olarak enerji, ticaret, lojistik gibi unsurlar itibarıyla kazanıyor" ifadelerini kullandı.

"TERÖRÜN YILLIK MALİYETİ 140 İLA 200 MİLYAR DOLAR"

Terörün Türkiye ekonomisine etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Abdurrahman Babacan, yıllık ekonomik maliyetin 140 ila 200 milyar dolar arasında olduğuna yönelik tahminleri paylaştı. Babacan, "Türkiye'nin terör meselesi dolayısıyla yaklaşık yılda 140 ila 200 milyar dolar arası bir maliyeti olmuş" dedi. Bu tahminleri ilgili kurumlardan aldığı bilgiler ve kendi incelemeleri üzerinden değerlendirdiğini ifade eden Babacan, güvenlik harcamalarının yanı sıra kaybedilen ekonomik fırsatların da dikkate alınması gerektiğini savundu.

Malatya'nın da aralarında bulunduğu 11 deprem iline yönelik harcamaları örnek gösteren Babacan, "Şöyle düşünün, 11 ilde, bizim işte Malatya'mız da dâhil olmak üzere 11 ilde üç senedir toplamda bu 11 vilayeti ayağa kaldırmak için 110 milyar dolar harcadık" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık 1,4 trilyon dolar olduğunu belirten Babacan, terör nedeniyle kaybedildiğini ileri sürdüğü ekonomik kaynakların ülkenin kalkınmasında kullanılabileceğini söyledi. Babacan, geçmişte yaşanan kayıplar olmasaydı Türkiye'nin ekonomik büyüklüğünün çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğini savunarak, "Üç, üç buçuk Türkiye daha olurmuş" değerlendirmesinde bulundu.

Terörün ekonomik maliyetinin yanı sıra toplumsal ve insani sonuçlarının da bulunduğunu belirten Babacan, yaşamını yitiren insanların, ailelerin yaşadığı acıların ve toplumdaki güvensizlik ortamının uzun vadeli etkilerine dikkat çekti. Babacan, "Kaybettiğimiz canlar, evlere düşen ateşler, araya giren kan, oluşan bütün her tarafta oluşan büyük bir öfke ve nefret birikimi, bunun sosyal psikolojiye yansıması, sosyolojiye yansıması, siyasete yansıması, bu zaten ayrı bir maliyet" dedi.

VAN, BİTLİS VE MUŞ'TAKİ GÖRÜŞMELERİNİ ANLATTI

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin vatandaşların görüşlerini dinlemek amacıyla farklı şehirlerde temaslarda bulunduğunu belirten Babacan, hafta başında Van, Bitlis ve Muş'u ziyaret ettiğini söyledi. Babacan, "Pazartesi günü ben sabah Van'daydım. Van'da bir grupla bir saat bir toplantı yaptım. Sonra oradan Bitlis'e geçtim. Bitlis Eren Üniversitesinde akademik açılış törenini yaptık" dedi.

Bitlis Eren Üniversitesinde öğrencilerle bir araya geldiğini belirten Babacan, farklı görüşlerden gençlerin sorularını yanıtladığını anlattı. Babacan, "Orada gençlerle konuştum. Çok farklı kesimden gençler olduğunu gördüm. Çok da böyle güzel soru cevaplı oldu" ifadelerini kullandı. Bitlis'in ardından Muş'a geçtiğini ve burada da bir toplantıya katıldığını aktaran Babacan, farklı toplumsal kesimlerin süreç hakkındaki görüşlerini dinlediğini söyledi.

Babacan, "Bir gün içinde üç farklı şehirde şunu gördüm. Herkes bu süreci destekliyor ve istiyor" diyerek, gerçekleştirdiği temaslara ilişkin kişisel izlenimini paylaştı.

"TÜRKİYE'DE ENTEGRASYON DİYE BİR SORUN YOK"

Türkiye'nin çatışma çözümü konusunda kendi deneyim ve birikimiyle hareket etmesi gerektiğini belirten Babacan, farklı ülkelerde uygulanan yöntemlerin doğrudan Türkiye'ye aktarılmasının gerekli olmadığını savundu. İrlanda'daki IRA, İspanya'daki ETA, Kolombiya'daki FARC ve El Salvador ile Guatemala'daki çatışma çözümü süreçlerini değerlendiren Babacan, Türkiye'nin kendine özgü toplumsal yapısına dikkat çekti. Babacan, "İrlanda IRA örneğine, İspanya ETA örneğine, Kolombiya FARC örneğine, El Salvador örneğine, Guatemala'ya, bunlara hiç bakmaya gerek olmayan bir zemindeyiz" dedi. Fransa ve Almanya'dan temsilcilerin kendi deneyimlerini Türkiye ile paylaşmak istediklerini belirten Babacan, Avrupa Konseyi çerçevesinde gerçekleştirilen temaslara da değindi.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı ile yapılan görüşmeleri hatırlatan Babacan, Türkiye'nin çözüm yöntemini kendi toplumsal koşulları içerisinde belirleyebilecek kapasiteye sahip olduğunu savundu. Babacan, "Türkiye'de entegrasyon diye bir sorun yok" diyerek, Türkiye'deki farklı toplumsal kesimlerin birbirinden tamamen kopuk yapılar olarak değerlendirilmesini doğru bulmadığını ifade etti. Babacan, "Türkiye nüfusunda, Türkiye demokrasisinde, Türkiye sosyolojisinde bizim hiç böyle birbirinden ayrık birimler olmadı. Ama aradaki meseleyi oturtarak, konuşarak çözmek durumundayız ve şu an onu yapıyoruz" dedi. Sürecin aşamalı ve belirli bir yöntem çerçevesinde yürütüldüğünü belirten Babacan, toplumsal desteğin devam etmesinin önemini vurguladı.

"4 BİN 250 SAYFALIK TUTANAK TBMM'NİN İNTERNET SİTESİNDE"

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları hakkında da açıklamalarda bulunan Abdurrahman Babacan, toplantıların kamuoyundan gizlendiğine yönelik değerlendirmelere karşı çıktı. Babacan, "Bizim komisyon toplantılarının iki tanesi haricinde, o da çok özel bazı şeylerdi, iki tanesi haricinde 19 tane toplantımız basına açıktı" dedi. Komisyon görüşmelerine ilişkin tutanakların yayımlandığını belirten Babacan, "4 bin 250 sayfalık tutanaklar şu an TBMM'nin internet sitesinde var" açıklamasını yaptı.

Babacan, toplantılarda yapılan konuşmaların ve sunulan görüşlerin vatandaşlar tarafından incelenebileceğini belirterek, "Her şey, yani herkes ne konuştuysa görebilirsiniz" ifadelerini kullandı. Sürecin toplumdan gizlenerek yürütülmediğini savunan Babacan, "Biz millet için milletten saklayarak ve millete rağmen bir proje yürütmeyiz" dedi. Terörsüz Türkiye hedefinin toplumsal katılım ve destekle ilerlemesi gerektiğini belirten Babacan, "Millet için, millet ile birlikte, milleti aldığımız, devlet ile milleti bütünleştirdiğimiz bir proje olacağız" ifadelerini kullandı.

Babacan, yürütülen çalışmaların başarıya ulaşması durumunda Türkiye'ye özgü bir çatışma çözümü deneyiminin ortaya çıkabileceğini savunarak bunun gelecekte de akademik çalışmalara konu olacağını söyledi.

Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Malatyalı valiye Ak Partili eski vekilden görevi bırak çağrısı geldi!

Malatyalı valiye Ak Partili eski vekilden görevi bırak çağrısı geldi!

30-10-2026 - Manşet

Veli Ağbaba bu kez pazarcı oldu!

Veli Ağbaba bu kez pazarcı oldu!

30-10-2026 - Manşet

Sayıştay’dan Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne ağır rapor!

Sayıştay’dan Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne ağır rapor!

29-10-2026 - Manşet

Cumhuriyet coşkusu salona sığmadı! Vatandaşlar bayrama sahip çıktı

Cumhuriyet coşkusu salona sığmadı! Vatandaşlar bayrama sahip çıktı

29-10-2026 - Manşet

Doğanşehir'de kanalizasyon sularının içme suyuna karıştığı iddiası

Doğanşehir'de kanalizasyon sularının içme suyuna karıştığı iddiası

29-10-2026 - Manşet