Güzelleşeyim derken zehirleniyoruz
Bir fotoğraf…
Bir video…
Bir “influencer” tavsiyesi…
Ve milyonlarca insan, güzelleşmek uğruna cebini açıyor. Türkiye kozmetik sektörü 2025’i 1,7 milyar doların üzerinde ihracatla kapatmış. Saç, cilt, kişisel bakım… Talep tavan. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Bu ürünlerin bedelini sağlığımızla mı ödüyoruz?
Cevap acı ama net: Evet.
Popüler kültür, “kusursuz cilt”, “ışıltılı saç”, “genç görünüm” diye dayatıyor. Biz de sorgulamadan alıyoruz, sürüyoruz, deniyoruz. Sonuç? Her yıl binlerce insan ya sağlığını kaybediyor ya da geri dönüşü olmayan sorunlarla baş başa kalıyor. Çünkü piyasada dolaşan ürünlerin önemli bir kısmı, kelimenin tam anlamıyla zehir.
Sağlık Bakanlığı’nın verileri ortada. 2025’in son üç ayında denetlenen 358 kozmetik üründen 326’sı uygunsuz çıkıyor. Yanlış okumadınız. Neredeyse tamamı. Üstelik sadece makyaj ürünleri değil; kolonya, şampuan, saç kremi, nemlendirici… Günlük hayatımızın tam ortasında olan ürünler.
Sorun nerede biliyor musunuz?
“Merdiven altı” diye tabir ettiğimiz ama sosyal medyada “mucize” diye pazarlanan ürünlerde.
Instagram’da gördük, TikTok’ta izledik, bir ünlü kullandı diye sepete attık. Oysa Dokuz Eylül Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu’nun dediği gibi bu ürünlerin içeriği tam bir bilinmez. Kanserojen maddeler, toksik kimyasallar, ne olduğu belli olmayan karışımlar… Saç dökülmesinden cilt yanıklarına, lekelerden kansere kadar uzanan bir tablo.
Ve işin en korkutucu kısmı şu: Makyaj yaşı 12-13’e kadar düşmüş durumda.
Ergenlik çağındaki çocuklar, daha hormon dengesi oturmadan ağır kimyasallarla tanışıyor. “Arkadaşım kullandı”, “fenomen önerdi” diye… Oysa birine iyi gelen, diğerine felaket olabilir. Bu yaşlarda kullanılan her ürün, ileriki yılların hastalık tohumlarını atıyor olabilir.
Peki ne yapacağız?
Aslında cevap çok basit ama kimse yapmak istemiyor.
ÜTS kaydı olmayan, barkodsuz ürün almayacaksın. Nokta.
Bir ürünü almadan önce Sağlık Bakanlığı’nın sistemine girip barkodunu sorgulayacaksın. İçeriği belli mi, raf ömrü var mı, yasal mı bakacaksın. “Ucuzdu”, “çok övdüler” bahanesi yok. Çünkü ucuz olan çoğu zaman pahalıya patlıyor.
Bir de şu “mucize ürün” yalanı var…
Piyasa fiyatının çok altında satılan, her derde deva olduğu iddia edilen ürünlere özellikle dikkat. Mucize falan yok. Cilt var, bilim var, dermatoloji var. Uzmanına danışmadan yapılan her iş, rulet oynamak gibi. Kimi zaman şanslı olursunuz, çoğu zaman bedelini ödersiniz.
Üstelik sorun sadece sahte ürünler de değil. Barkodlu, onaylı ürünlerde bile sıkıntı çıkabiliyor. Dünyaca ünlü markaların bile “yasaklı madde” gerekçesiyle toplatıldığına defalarca şahit olduk. Uzman hekimlerin altını çizdiği gibi; sadece şikâyet edilenler değil, tüm ürünler düzenli olarak denetlenmeli. Denetim, sadece ceza kesmek değil, insan sağlığını korumaktır.
Bir parantez de kozmetik işlemlere açmak gerekiyor.
Evlerde, kuaförlerde, yetkisi olmayan kişiler tarafından yapılan işlemler adeta saatli bomba. Dolgu, botoks, cilt uygulamaları… “Bir şey olmaz” denilen her müdahale, telafisi zor sonuçlara yol açabiliyor. Ehil olmayan ellerde yapılan her işlem, sağlığınızla kumar oynamaktır.
Bir parantez de buraya açayım…
Kanser geçmişi olan biri olarak söylüyorum: Amerika’da kozmetik ürünlerin FDA onayı alması zorunlu değil. Yani piyasaya çıkmadan ciddi bir güvenlik testinden geçmeyebiliyor. Paraben, SLS, dioksan gibi maddeler hâlâ birçok üründe var. Etiket okumayı öğrenmezsek, bedelini ağır ödüyoruz.
Ve son söz…
Güzel olmak geçici, sağlık kalıcı.
Bir cilt kremi uğruna, bir saç maskesi uğruna, bir “ışıltı” uğruna hayatınızı riske atmayın. Sosyal medyada gördüğünüz her şeye inanmayın. Çünkü bazı güzellikler, sandığınızdan çok daha pahalıya patlıyor.