Geçenlerde bir hanımla sohbet ediyoruz.
Öyle resmi bir ortam değil… Çay var, samimiyet var, biraz da iç dökme hali.
“Eşim kötü biri değil” dedi.
“Çalışır, eve bakar, çocuklarla ilgilenir. Ama ben kendimi eksik hissediyorum.”
“Neden?” dedim.
Biraz sustu.
Sanki ağzından çıkacak kelimeler ayıp sayılacakmış gibi.
“Biz o konuları hiç konuşmuyoruz…” dedi.
Hangi konular?
Hani şu herkesin yaşadığı ama kimsenin rahatça konuşamadığı meseleler.
Cinsellik.
Bakın açık konuşalım.
Bizim toplumda kadınlara küçük yaştan beri ne öğretiliyor?
Utan.
Sus.
Ayıp.
El âlem ne der.
Ama kimse şunu öğretmiyor:
“Sen mutlu musun?”
Evlilik sadece nikâh kıyılınca tamamlanan bir imza değildir.
Evlilik bir yol arkadaşlığıdır.
Ama yol arkadaşlığı sadece aynı evde yaşamakla olmaz.
Yan yana yürürken konuşmak gerekir.
Bir kadın eşiyle cinselliği konuşamıyorsa,
İstediğini söyleyemiyorsa,
“Ben böyle daha rahat hissediyorum” diyemiyorsa,
Orada yavaş yavaş bir mesafe başlar.
Ve o mesafe bir anda oluşmaz.
Gün gün büyür.
Sessizlikle büyür.
Kadınların cinselliği erkeklerden biraz daha farklıdır.
Kadın önce kafasında rahat olacak.
Güvende hissedecek.
Değerli hissedecek.
Gün boyu ev işi, çocuk, iş stresi…
Üstüne bir de kırgınlık varsa…
O beden nasıl rahatlasın?
Cinsellik düğme değil ki, basınca açılsın.
Birçok kadın kendi bedenini bile tanımıyor.
Ne hoşuna gider, ne gitmez bilmiyor.
Çünkü bu konular hiç konuşulmamış.
Sorulmamış.
Öğretilmemiş.
Mastürbasyon mesela…
Hâlâ fısıltıyla konuşuluyor.
Oysa kadın da erkek de kendi bedenini tanımalı.
Bu utanılacak değil, doğal bir durum.
Kendi bedenini tanıyan bir kadın, eşine de neyi sevdiğini anlatabilir.
Aksi halde her şey tahmine kalır.
Tahminle de huzur kurulmaz.
Bir başka önemli mesele: ön sevişme.
Birçok kadın şunu söylüyor:
“Her şey çok hızlı oluyor.”
Oysa kadın bedeni zamana ihtiyaç duyar.
İlgiye ihtiyaç duyar.
Nazik dokunuşa ihtiyaç duyar.
Sadece fiziksel değil, duygusal yakınlığa ihtiyaç duyar.
Eşler birbirine şunu sorabiliyor mu?
“Sen mutlu musun?”
“Benim yaptığım bir şey seni rahatsız ediyor mu?”
Çoğu zaman hayır.
Çünkü sormak cesaret ister.
Cevabı duymak daha büyük cesaret ister.
Cinsel sorunların çoğu yatakta başlamaz aslında.
Kırgınlıkla başlar.
Değer görmemekle başlar.
İletişimsizlikle başlar.
Yatak odasına sadece iki beden girmez.
Geçmiş de girer.
Kırgınlık da girer.
Korkular da girer.
Bir de estetik kaygılar var.
Bazı kadınlar bedenleriyle ilgili rahatsızlık yaşayabiliyor.
Kendini beğenmiyor.
Işık kapalı olsun istiyor.
Utanıyor.
Özgüven düştüğünde haz da düşüyor.
Kadın rahat olmadığında doyum da zorlaşıyor.
Şunu net söyleyelim:
Kişi gerçekten bu konuda rahatsızsa ve çözüm arıyorsa bu ayıp değil.
Ayıp olan, yıllarca susup içten içe eksilmek.
Cinsellik görev değildir.
“Eşlik borcu” hiç değildir.
Zorunluluk hiç değildir.
Cinsellik, iki insanın isteyerek, severek, güvenerek yakınlaşmasıdır.
Rıza olmadan olmaz.
Saygı olmadan olmaz.
Konuşmadan hiç olmaz.
Kadın susarsa evlilik susar.
Erkek dinlemezse araya duvar girer.
Aynı evde iki yabancı gibi yaşamak işte böyle başlar.
Mutlu evlilik dışarıdan bakınca değil, içeride hissedilince anlaşılır.
Hanımlar…
Eğer içinizde bir eksiklik varsa bunu bastırmayın.
“Geçer” diye susmayın.
Konuşun.
Beyler…
Eşiniz konuştuğunda savunmaya geçmeyin.
Dinleyin.
Çünkü o konuşuyorsa hâlâ umut var demektir.
Ve şunu da açık açık söyleyelim…
Her şeyi kendi başınıza çözmek zorunda değilsiniz.
Bazen konuşursunuz, denersiniz, sabredersiniz…
Ama yine de bir yerde tıkanır kalırsınız.
İşte o noktada bir hekime başvurmak ayıp değil.
Cinsel terapi almak utanılacak bir durum değil.
“Bizim evliliğimizde bir sorun var” demek zayıflık değil.
Tam tersine, sorunu görüp çözüm aramak cesarettir.
Nasıl ki başımız ağrıdığında doktora gidiyoruz,
Nasıl ki gözümüz görmediğinde göz doktoruna gidiyoruz,
Evliliğimiz ve cinsel hayatımız için de bir uzmana gitmek son derece normaldir.
Hekim sizi yargılamaz.
Ayıplamaz.
Gizliliğe önem verir.
Sadece yol gösterir.
Bazen küçük bir bilgi,
Bazen basit bir teknik,
Bazen doğru iletişim yöntemi…
Yıllardır çözülemeyen bir düğümü çözebilir.
Unutmayın…
Mutlu olmak ayıp değil.
Haz almak ayıp değil.
Destek istemek hiç ayıp değil.
Ayıp olan, yıllarca susup içten içe tükenmektir.
Mutlu evliliğin sırrı büyük laflarda değil.
Bir “Sen mutlu musun?” sorusunda gizli.
Ve bazen bir evliliği kurtaran şey,
Utancı bırakıp konuşmaya başlamaktır.

















