Dün Meclis’teydim.
İlk kez…
Kapıdan girerken insanın içi farklı bir heyecanla doluyor ama benim asıl amacım farklıydı: Malatya için emek veren, Malatya’yı düşünen vekillerle bir araya gelmek.
Günler öncesinden kararlaştırmıştık, Malatya’da konuşmuştuk. İlk durağım Abdurrahman Babacan’dı.
Babacan… Ne desem az.
Malatya’ya yaptığı hizmetlerden dolayı takdir ettiğim isimlerin başında geliyor. Neden mi? Çünkü şov yapmayı sevmiyor. Halkın içine pek girmiyor, ama işini biliyor.
Bürokrasiyle çözüyor işleri, profesörlük unvanından gelen bilgi ve kültürle.
Aynı ben gibi düşünüyor; şov yaparak bir şey elde edemezsin diyor.
O yüzden dostum diyorum.
Kızmasın bana, dostum demek samimi demek.
Ve o bana gösterdiği samimiyetle, ben de ona dostlukla karşılık verdim.
Görüşmemiz o kadar içtendi ki, haber yapmayı aklımıza bile getirmedik.
İçten, samimi, rahat…
O kadar sıcak bir sohbet oldu ki, sanki iki dostun arasında konuşulan sır kalır mantığı ile bir anda unuttum habere dönüştürmeyi…
Aslında, Malatya için yaptığı işleri anlattı tek tek.
Ne mi yaptı? Malatya çarşısını adeta intiharın eşiğinden döndürdü. Evet, yanlış duymadınız. Bunu Malatya’dakiler bilmiyor çünkü anlatmıyor; hizmet yapıyor, şova dönüştürmüyor. Çarşı projesine ara verdirdi, durdurdu ve yeniden düzenlenmesini sağladı.
Merkezdeki rezerv alanlarını yeniden organize etti, bakanlarla tartıştı, rezerv sayısını artırdı, projeleri ileri taşıdı.
Kimse bilmiyor bunu.
İnönü Üniversitesi’nde yıkılan 21 bina için Cumhurbaşkanından azar duydu ama ısrar etti, sonunda başardı.
Acil yapılması gereken dört binanın inşaatı başladı.
Bunların çoğu bilinmeyen işler…
Anlatacak çok şey var Sayın Babacan için…
Ve sonra birileri utanmadan “turist vekil” diyor.
Arkadaş, siz bunu söyleyeceğinize utanın!
Genel merkez ona görev veriyor, Avrupa Parlamentosu’nda terörsüz Türkiye komisyonunda televizyonlara çıkıyor; her fırsatta Malatya’ya geliyor, çalışıyor, Malatya için didiniyor. Kişisel siyaset yapmıyor. İşte o yüzden sevmiyorsunuz ama ben seviyorum. Benim gibiler seviyor ve sevmeye devam edeceğiz. İyi ki varsın Abdurrahman Babacan.
Gelelim Bülent Tüfekçi’ye… Babacan samimi, içten; Tüfekçi ise işini bilen siyasetçi.
Gözünü yeni bir yerlere dikmiş, üstü kapalı da olsa söylüyor bunu.
Sohbette bir gazeteci ve vekil üslubu ile konuştuk. Ben sordum, sayın vekil cevapladı. Temkinli, kararlı ve kendisinden emin.
Nede olsa yılların kurt siyasetçisi, kısık ses ama söylediğini bilen.
Ben sordum sayın vekil cevapladı.
Malatya gerçeklerini konuştu.
Arguvan’dan İl Başkanlığına, saha çalışmalarına kadar.
Bize de kendisine teşekkür etmek düştü…
Sonra dedim ki, “Halkın vekili unvanını alan Ölmeztoprak’ı ziyaret edelim. Buraya gelmişiz, görmezsek olmaz.
Kendisi Meclis konuşmasından sonra farlı çalışmalar için gitmiş. Mecliste kendisi yok. Malatya için Meclis çalışmasına ara vermiş TOKİ’ye koşmuş.
Bizi, danışmanı karşıladı.
“Sayın vekilimiz emretti, sizinle ilgilenmemi söyledi” diyor.
Kibar, mütevazı bir adam.
En iyi şekilde ağırlıyor, O kadar içten ve samimi ki bize vekili unutturdu.
Sayın Ölmeztoprak’ın talimatı ile çayla bırakmıyor yemek yediriyor zorla. Aynı Malatya’da benim mekânıma geldin, söz bende yemeden olmaz anlayışı ile.
O kadar içten ve samimi sohbet ediyor ki, bir anda vekili ve soruları unutuyor arkadaş sohbetine geçiyoruz. Teşekkürler Mücahit bey…
Kendisi aracılığı ile sayın vekile selam gönderiyoruz. Ama bizde kurnazız tıpkı Sayın Bülent Tüfenkci gibi…
Selam gönderirken dip notları da iletmesini söylüyoruz sayın vekile.
Çünkü biz buraya ne yemek yemeye nede çay içmeye geldik.
Biz halkın sesi, halkın temsilcisi olarak, sesimizi duyurmaya ve sayın vekilleri dinlemeye geldik.
Umarız baş başa Sayın İnanç hanımla baş başa bir çay içeriz…
Unutmamak lazım, bir de abi dediğim milletvekili var: Mehmet Fendoğlu. Abi gibi seviyorum onu. Malatya için mücadele ediyor, her fırsatta Malatya’yı dillendiriyor. Kendisine aramadığım için affını diledim; dedim ki yoğunsundur.
Geldiğimden haberiniz yok.
Siz beni ya Malatya’da yâda İstanbul’da biliyorsunuz.
Bir randevu talep etmemiştim.
Ama bilinmesini isterim ki, Fendoğlu’nun Malatya için attığı her adımda ben de yanındayım. Onu abi gibi seviyorum ve takdir ediyorum.
Son olarak, Veli Ağbaba…
Malatya’nın tek muhalif milletvekili. Görüşemedik, konuşamadık. Buluşacağımızı söyledik ama boş çıktı. Neden mi? Telefona cevap vermedi. Mesaj attık, yoğun dedi; ama bir saniyeniz mi yoktu Sayın Vekilim? Üzgünüm, kusura bakmayın. Böyle vekillik olmaz. Böyle Malatya’yı temsil etmek olmaz.
Kendisi ile günler önce görüştük, Çarşamba günü Mecliste olacağımızı söyledik. Buyur etti bizi çaya.
Sonrasında ulaşamadık kendisine.
Aradık açmadı, mesaj attık dönmedi.
Yoğundur, kafası karışıktır, morali bozuktur dedik.
Hani kendi söylemleri ile, CHP operasyonları devam ediyor, sesimizi çıkarmadık.
O da ne, dakikalar geçti saatler geçti iki satır mesaj yok…
Danışmanını aradık bilgi istedik, yine sonuç yok.
Tarafsız bir gazeteci olarak, defalarca hizmetlerinden bahsettik, çalışmalarını anlattık, zaman zaman eleştirdim, Ama tarafsız kaldık. Ama muhatap alınmak da gerekir.
Canınız sağ olsun, Malatya’nın vekili biz yine sizinleyiz, beklemeye devam edeceğiz…
Ha, bir de aramadık, hiç gerek duymadık Sayın İhsan Koca’yı.
Belki de yoktu. Malatya’da kayıp vekil, belki meclistede yoktu. Yada vardı, ama biz görmek istemedik.
Malatya’da bakanları karşılayan vekil unvanını elde eden, defalarca yazdığımız Sayın İhsan Koca… Malatya’ya hangi bakan gelse, hangi AK Parti üst düzey yönetici gelse tak orada. Ama bir türlü yok. Biz de meclise yok saydık, görüşmeyelim, aramayalım böyle iyi olur dedik.
Aramadık da, bence kamu için iyi de yaptık.
Meclis’te geçen bu gün, Malatya için koşan vekillerin farklı yüzlerini görmek, sohbet etmek…
Babacan’ın sessiz hizmeti, Tüfekçi’nin mütevaziliği, ama bir o kadar bilinçli siyasetçiliğini, Ölmeztoprak’ın samimiyeti, Fendoğlu’nun abi duruşu, Ağbaba’nın yokluğu ve Koca’nın “orada ama yok” duruşu… Hepsi kafamda, hepsi gözümde. Ve hepsini sizlerle paylaşmak istedim.
Detaylar haberlerimizde gelecek.
Görüşmek üzere…
















