Sayın Sami Er…
Bak şimdi Başkan… Bu yazıyı öfkeyle yazıyorum ama art niyetle değil. İçim dolu çünkü mesele siyaset değil, mesele insan onuru.
Belediye olarak bir engelli kadının evine temizlik göndermişsiniz. Üç personel gitmiş, evi temizlemiş. Allah razı olsun. Gerçekten razı olsun. Belediyenin görevi zaten budur. Darda olanın yanında olmak. Buna kimsenin itirazı yok.
Ama mesele temizlik değil.
Mesele o kadının sürünerek kameraya gelişinin özellikle çekilmesi.
Yine söylüyorum: Sürünerek.
Kadın yürüyemiyor. Evinde yerlerde sürünerek hayatını sürdürüyor. Bu zaten başlı başına ağır bir tablo. İnsan izlerken içi sıkışıyor. Allah kimseyi o hale düşürmesin.
Şimdi soruyorum sana Başkan:
O sürünme anını çekmek şart mıydı?
Temizlik yapılmış evi gösterseydiniz.
Personeli anlatsaydınız.
Kadının sadece duasını verseydiniz.
Olmaz mıydı?
Olurdu.
Ama siz en acı kareyi seçtiniz. En dramatik anı koydunuz. Ramazan arefesinde paylaştınız. Duygusal müzikle, duayla, gözyaşıyla servis ettiniz.
Bu yardım değil, bu duygu yönetimi.
Ramazan ayındayız. Hani derler ya; iyilik gizli yapılır. Sağ elin verdiğini sol el bilmez. Siz hem verdiniz hem çektiniz hem paylaştınız.
Ben bunu görünce sustum mu? Hayır.
Size bizzat not yazdım Başkan.
Dedim ki:
“Başkanım o videoyu kaldırın.”
“Olmadı, en azından o sürünme görüntülerini kesin. Kadının konuşmasını verin, yeter.”
Çünkü mesele kadının duası değil, sürünürken çekilen haliydi.
Cevap geldi mi?
Gelmedi.
Ne bir dönüş.
Ne bir açıklama.
Ne bir “bakıyoruz” mesajı.
Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor.
Eğer bu sosyal medya ekibinin yaptığı bir hata olsaydı, uyarıdan sonra düzeltilirdi. En azından bir temas kurulurdu. “Haklısınız, değerlendiriyoruz” denirdi.
Ama hiçbir şey olmadı.
O zaman insan şunu düşünüyor:
Demek ki bu paylaşım sosyal medya ekibinin değil, bizzat sahiplenilmiş bir tercih.
Ve işte orası daha ağır.
Şimdi açık açık soruyorum:
750 bin insanın yaşadığı bir şehri yöneten bir belediye başkanına bu yakıştı mı?
Bu şehir deprem görmüş.
Bu şehir çarşısını kaybetmiş.
Bu şehir göç vermiş.
Bu şehir zaten yaralı.
Böyle bir şehir yöneticisinden güç bekler ama aynı zamanda incelik de bekler.
İncelik şudur Başkan:
Yardım ederken insanın onurunu korumak.
Malatya’nın valisi Seddar Yavuz var. Her hafta başka camide vatandaş dinliyor. Biz diyoruz ki haber yapalım. Diyor ki:
“Kenan Bey, o insanları deşifre edemeyiz.”
Aynı şehirde görev yapıyorsunuz.
Birisi “deşifre edemem” diyor.
Birisi sürünen görüntüyü sabitliyor.
Bakın, mesele siyaset değil. Mesele bakış açısı.
Bir vatandaş yorum yazmış:
“Başkanım tekerlekli sandalyesi yok mu?”
Cevap vermişsiniz:
“Var ama evde kullanmak istemiyor.”
Tamam. Varsın istemesin. Ama o sürünme görüntüsünü milyonlara göstermek zorunda mısınız?
Yarın o kadın sokağa çıktığında insanlar onu o video ile hatırlayacak. “Sürünerek gelen teyze” diyecek belki. Bunun vebali ağırdır.
Bir insanın çaresizliği alkış toplama aracı olmaz.
Ben bu yazıyı sizi yıkmak için yazmıyorum.
Kendinizi küçültmeyin diye yazıyorum.
Hizmet yapın, yazalım.
Proje üretin, destek olalım.
Çalışın, alkışlayalım.
Ama bir insanın sürünüşünü fon müziği yapmayın.
Makam geçer.
Seçim geçer.
Video unutulur.
Ama insanın onuru unutulmaz.
Hâlâ geç değil Başkan.
O videoyu kaldırın.
Olmadı, o sürünme görüntülerini kesin.
Bu sizi küçültmez.
Tam tersine büyütür.
Ve son kez soruyorum:
Sürünerek gelen kadın üzerinden reklam olur mu?
Hele ki 750 bin insanın emanet edildiği bir makamda otururken…
Olmaz.
Gerçekten olmaz.

















