Malatya’nın can damarı kayısıdır.
Bu laf süs değil. Gerçek. Bu şehir kayısıyla nefes alır. Çiftçi sabah bahçeye umutla gider. Tüccar fiyatı kayısıyla belirler. İhracatçı dövizi kayısıyla kazanır. Esnafın kasası, işçinin sofrası, şehrin itibarı kayısıyla döner.
Malatya’nın adı dünyada neyle bilinir? Kayısıyla.
Şimdi gelelim meseleye…
Geçen yıl ne oldu?
Zirai don vurdu. Hem de öyle böyle değil. Bahçeler yandı. Ağaçlar meyve tutmadı. Üretim neredeyse sıfıra indi. Çiftçi dalda ürün göremedi. “Bu sene yok” dedi.
Ama aynı yıl ihracat devam etti.
Yüzbinlerce bin ton kayısı yurt dışına gitti.
Bu şehirde yaşayan herkesin kafasında aynı soru var:
Dal boşken bu ürün nereden çıktı?
Bakın, bu soru kötü niyetli bir soru değil. Bu soru mantık sorusu.
Ziraat Odaları Başkanı Yunus Kılıç çıktı ve bombayı patlattı. Dedi ki; Malatya kayısısı adı altında İran ve Özbekistan kayısısı piyasaya sürülüyor. Bu ürün kayısı olarak değil, pirinç beyanıyla ülkeye giriyor. Gümrükte adı pirinç. Sonra Mersin Limanı’nda paketleme yapılıyor. Üzerine Malatya etiketi vuruluyor. İç piyasaya ve dış piyasaya gönderiliyor.
Şimdi bu laf öyle hafif bir laf değil.
Bu iddia doğruysa, Malatya kayısısının markasına yapılmış en büyük ihanettir.
Yanlışsa da, şehrin marka değerine atılmış en büyük iftiradır.
İkisi de ağır.
Bu sözler duyulur duyulmaz Malatya Valisi Seddar Yavuz harekete geçti. “Bu konu araştırılacak” dedi. Acil toplantı kararı aldı. Kar yağdı, toplantı ertelendi. Ama konu unutulmadı. Gün geldi, o toplantı yapıldı.
Masada kimler vardı?
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası.
Malatya Ticaret Borsası.
Ziraat Odası.
Üreticiler.
İhracatçılar.
Meslek Birlikleri.
Yani bu işten ekmek yiyen, bu işten sorumlu olan herkes.
Toplantı kamuoyuna açık yapılmadı. Detaylar net şekilde paylaşılmadı. Ama şehirde kulisler başladı.
Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan bir açıklama yaptı. Dedi ki; “Mutlaka bir belgen vardır. Bu konuda ben değil Bakanlık muhatabın Gümrüklerde pirinç beyanıyla kayısı karşı ihraç edildiği iddiasını gündeme getirenin elinde belge varsa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gitsin. Ticaret Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı bu konunun muhatabıdır. Malatya muz Cumhuriyeti değil.”
Doğru. Malatya muz Cumhuriyeti değil.
Ama o zaman şunu da söyleyelim:
Malatya denetimsiz bir yer de değil.
Sayın Başkan, diyorsunuz ki belge varsa savcılığa gidilsin. Tamam, gidilsin. Ama siz de bu şehrin Ticaret Borsası Başkanı’sınız. Siz de bu işin tam ortasındasınız. Geçen yıl üretim yokken 40 bin ton ihracat yapıldı ve halen üreticinin elinde kayısı var. Soğuk Hava depolarının kapasitesi ne bilen yok. Bunun kaynağı nedir?
Bugün çıktınız; soğuk hava depolarından bahsettiniz. 10-15 bin tonluk kapasite dediniz. Peki, 40 bin ton nereden geldi?
Depolarda biriken eski stok mu?
Başka illerden gelen ürün mü?
İthal ürün mü?
Bu soruya net bir tabloyla cevap verilmedi.
Sonra Pencere TV’ye çıktınız. Youtube’da yayın yapan programda uzun uzun konuştunuz. Dediniz ki Ticaret Borsası sadece kayısından sorumlu değil, Malatya’daki tüm tarımsal ve hayvansal faaliyetlerden sorumlu. Kayısının 50 yıllık geçmişi var dediniz. Avrupa Birliği coğrafi işareti aldık dediniz. Patentimiz var dediniz. Soğuk hava depolarımız var dediniz.
Hepsi doğru olabilir.
Ama halkın sorduğu soru başka.
“Pirinç diye giren kayısı var mı, yok mu?”
Bu soruya o programda tek cümle bile kurulmadı.
Şimdi burada bir çelişki var.
Bir tarafta Ziraat Odası Başkanı “Elimde belgeler var” diyor.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba aynı iddiaları gündeme getiriyor.
Valilik toplantı yapıyor.
Şehir çalkalanıyor.
Ama televizyon programında bu konu hiç açılmıyor.
Niye?
Bu şehir artık susarak yönetilmeyi kabul etmiyor.
Bir başka konu daha var.
Avrupa Birliği coğrafi işareti aldık diyorsunuz. Yani Malatya kayısısı artık Avrupa’da tescilli bir marka. Bu markanın korunması gerekiyor. Ama aynı programda “Bu patent korunamıyor, yöneticiler görevini yapmıyor” diyerek dolaylı olarak Ticaret Odası’nı işaret ediyorsunuz.
Peki soralım:
Eğer marka korunamıyorsa,
Eğer dışarıdan gelen ürün Malatya etiketiyle satılıyorsa,
Eğer gümrükte beyan başka, içerik başka ise,
Bu sadece bir kurumun hatası mı?
Bu sistemsel bir problem değil mi?
Bakın, mesele kişisel değil. Mesele siyasi değil. Mesele ticari değil. Mesele Malatya’nın itibarı.
Bugün Avrupa’daki alıcı şunu düşünürse ne olur?
“Acaba bu ürün gerçekten Malatya kayısısı mı?”
O güven bir kere sarsılırsa, bir daha toparlamak kolay olmaz.
Çiftçi ne diyor biliyor musunuz?
“Benim bahçem yandı. Ben ürün alamadım. Ama ihracat oldu. Demek ki piyasada bir ürün vardı. O ürün kimindi?”
Bu soru cevapsız kalamaz.
Valilikte yapılan o toplantıda kim ne dedi?
Ziraat Odası Başkanı belgelerini masaya koydu mu?
Ticaret Borsası itiraz etti mi?
“Böyle bir şey yok” diye net bir açıklama yapıldı mı?
Yada konu kapatılmaya mı çalışıldı?
Bugün hâlâ net bir tablo yok.
Malatya kayısısı dünya markası diyorsak,
Bu şehir kayısıyla ayakta duruyor diyorsak,
O zaman bu markayı şeffaflıkla korumak zorundayız.
Yoksa yarın biri çıkar der ki:
“Malatya etiketi vurulmuş ama Malatya ürünü değil.”
İşte o zaman sadece ticaret kaybetmeyiz.
Güven kaybederiz.
Bir kez daha soruyorum:
Geçen yıl üretim yok denecek kadar azken 40 bin ton ihracat nasıl yapıldı?
İran ve Özbekistan’dan pirinç beyanıyla kayısı girdi mi, girmedi mi?
Mersin’de paketleme yapılıp Malatya etiketi vuruldu mu, vurulmadı mı?
Valilik toplantısında bu iddialar çürütüldü mü, yoksa geçiştirildi mi?
Malatya muz Cumhuriyeti değil, evet.
Ama Malatya’nın kayısısı da kimsenin üstünü örteceği bir mesele değil.
Bu şehir depremle yıkıldı, zirai donla sarsıldı, göç verdi.
Ayakta kalan en büyük değeri kayısı.
Kayısıya gölge düşerse, Malatya’ya gölge düşer.
Ve son kez soruyorum:
Kayısı bahçede mi yetişti, yoksa gümrükte mi?

















