İtiraf edelim…
Ali Bakan’ın söylediği söz, aslında yeni bir şey değildi. Ama buna rağmen ortalık karıştı. Çünkü mesele benzetme değil; mesele kimin benzetildiği ve neyin hatırlatıldığıydı.
AK Parti Malatya İl Başkanı Ali Bakan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’a benzetti. Cümle bu. Ama bu cümle, bazı kulaklarda “tarihsel kıyas” olarak değil, doğrudan sinir uçlarına basan bir cümle olarak yankılandı.
Peki neden?
Çünkü bu ülkede bir kesim, Fatih’i sever ama bugüne bağlanmasını istemez. Kanuni’yi över ama onunla aynı cümlede yaşayan bir liderin adının geçmesine tahammül edemez. Tarihi vitrine koymayı sever ama bugüne dokunmasını istemez.
Ali Bakan’ın sözleri tam olarak buraya çarptı.
“Tarih bir gün bu kutlu davayı yazdığında…” diye başlayan cümle aslında bir meydan okumaydı. Şunu söylüyordu: “Siz kabul etseniz de etmeseniz de, bu hikâye yazılacak.” Muhalefeti asıl rahatsız eden de bu kesinlikti. Çünkü tartışma alanını bugünden çıkarıp tarihe havale ediyordu.
Hep sorulur ya;
“Erdoğan neden bu kadar tartışılıyor?”
“Niye bu kadar seviliyor ya da bu kadar nefret ediliyor?”
Cevap basit: Çünkü Erdoğan, iz bırakıyor.
Ve bu ülkede iz bırakan herkes, mutlaka rahatsız eder.
Fatih İstanbul’u aldığında da rahatsız olanlar vardı.
Kanuni imparatorluğu büyüttüğünde de “fazla ileri gitti” diyenler çıktı.
Bugün de benzer bir refleksi görüyoruz. Aynı korku, aynı itiraz, sadece aktörler değişmiş.
Ali Bakan’ın sözlerinde asıl dikkat çekici olan nokta şu:
Ne maldan mülkten söz ediyor, ne makamdan. “Torunlarımız bir gün sorarsa…” diyerek bugünü değil, geleceğin muhasebesini yapıyor. Bu dil, muhalefetin alışık olduğu bir dil değil. Çünkü bu dil, günü kurtarma dili değil; iddia dili.
Bir de şu var…
Muhalif çevreler bu benzetmeye “abartı” diyor. Peki soralım:
– 20 yılda ülkenin siyasi, askeri ve diplomatik ekseni değişmediyse ne değişti?
– Türkiye bugün dünyada başka bir yerde durmuyorsa nerede duruyor?
– Mazlum coğrafyaların gözü hâlâ Ankara’ya çevrili değilse nereye çevrili?
Bunları konuşmak yerine, benzetmenin kendisine kızmak daha kolay geliyor. Çünkü sonuçlarla yüzleşmek zor.
Ali Bakan’ın “Ben onun dava ve yol arkadaşıydım” cümlesi ise belki de en rahatsız edici olanı. Çünkü bu cümle, siyaseti kariyer değil sadakat meselesi olarak tanımlıyor. Ve bu tanım, bugünün konforlu muhalefet diline uymuyor.
Malatya vurgusu, 52 bin kişilik buluşma, Beydağı benzetmesi… Bunların hepsi şunu söylüyor: Bu hikâye sadece bir liderin hikâyesi değil, bir toplumsal karşılığın hikâyesi.
Kısacası mesele Fatih benzetmesi değil.
Mesele, bugünün yarın da hatırlanacak olması.
Ve bazıları için en rahatsız edici ihtimal şudur:
Tarih, itiraz edenleri değil; yapanları yazar.

















