10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
Normalde bugünlerde ne konuşulur? Basın özgürlüğü konuşulur. Gazetecinin emeği konuşulur. Zor şartlarda çalışan, baskı gören, tehdit edilen gazeteciler konuşulur.
Ama Malatya’da ne konuşuldu?
Gazeteciye ne yazacağı, nasıl yazacağı anlatıldı.
Gazeteciler Günü’nde Gazeteciye adeta ayar verildi, Bu şehir bunu daha öce de gördü…
Büyükşehir Belediyesi, Battalgazi ve Yeşilyurt Belediyeleri bir araya geldi, bir program yaptı. Yemek yenildi, fotoğraflar çekildi, protokol sıralandı. Herkes birbirine gülümsüyordu. Ta ki Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er mikrofonu alana kadar.
Önce Sayıştay müfettişlerine yüklendi. Ardından oklarını yavaş yavaş salondaki basın mensuplarına çevirdi. “Eleştiriye açığız” dedi. Bu cümleyi Malatya’da daha önce de çok duyduk. Ama bu cümlenin arkasından gelenler, eleştiriye ne kadar “açık” olunduğunu da gösterdi.
“Günlerdir bir video dolaşıyor, milyonlar izledi, algı yapılıyor” dedi.
“Malatya kötüleniyor” dedi.
“Yapacağınız haberlere dikkat edin” dedi.
“Önce bizi arayın, önce bize sorun” dedi.
“Malatya’yı biraz da güzel gösterelim” dedi.
“Malatya’nın güzelliklerini anlatın, biz hata yapabiliriz. Bizi arayın söyleyin düzeltelim” dedi. Yani, “Haber yapmayı durdurun” dedi.
Şimdi soralım:
Gazetecinin görevi güzel göstermek mi, yoksa doğruyu göstermek mi?
Bir şehri kötü gösteren gazeteci değildir.
Bir şehri kötü gösteren, o şehrin sorunlarıdır.
Yol bozuksa gazeteci suçlu değildir.
Çarşı bitmiyorsa gazeteci suçlu değildir.
Esnaf konteynerdeyse gazeteci suçlu değildir.
Vatandaş hâlâ evine giremiyorsa gazeteci suçlu değildir.
Bunları yazmak “algı operasyonu” değil, haberciliktir.
Ama asıl mesele buradan sonra başlıyor.
Salonda onlarca gazeteci vardı. Kimse tek kelime etmedi. Kimse “Sayın Başkan, gazeteci önce izin almaz” demedi. Kimse “Bu söyledikleriniz basın özgürlüğüne aykırı” demedi. Herkes sustu. Program bitti, salon boşaldı.
Sessizlik bazen çığlıktan daha çok şey anlatır.
O salondaki sessizlik, basının içine düştüğü hali anlattı.
Ve ardından sahne değişti.
Program bitti, haberler düştü.
Ama nasıl haberler?
Övgü dolu.
Sorunsuz.
Eleştirisiz.
Sorgusuz.
Şimdi buradan açık açık yazalım.
Sayın Başkan,
Biz bu şehrin gazetecileriyiz.
Sizin PR ekibiniz değiliz.
Doğru iş yaparsanız yazarız.
Yanlış iş yaparsanız da yazarız.
Bunu beğenseniz de yazarız, beğenmeseniz de.
Gazeteci telefon açıp “Başkanım yazıyorum, uygun mu?” demez.
Gazeteci, “önce bize söyle” denilerek yönlendirilmez.
Siz seçilmiş bir yöneticisiniz.
Biz de kamu adına görev yapan insanlarız.
Siz nasıl “kamu hizmeti” diyorsanız,
Biz de kamu adına denetim yapıyoruz.
Bu şehir depremle yerle bir oldu.
Bu şehir hâlâ ayağa kalkmaya çalışıyor.
Bu şehirde insanlar hâlâ umutsuz.
Böyle bir şehirde gazeteciye düşen görev, gerçeği saklamak değil, gerçeği bağırarak söylemektir.
“Malatya’yı güzel gösterelim” diyerek sorunlar çözülmez.
Sorunlar çözülürse zaten Malatya güzel görünür.
Ve son söz:
Gazeteciler Günü’nde gazeteciye ayar veriliyorsa, orada basın özgürlüğü konuşulmaz.
Orada cesaret konuşulur.
Orada suskunluk konuşulur.
Ve ne yazık ki o gün Malatya’da konuşan gazeteciler değil, susan gazeteciler oldu. “Şehri itibarsızlaştırıyorlar” diyerek basına yüklenen Sami Er’i dinleyenler oldu…
Saygılarımla, basın mensupları arkadaşlara…
















