Malatya’da son günlerde bir fotoğraf karesi var…
Öyle sıradan bir kare değil bu. Üzerinden geçilip gidilecek, bir köşeye bırakılacak bir kare hiç değil.
Tam tersine…
Duranı durduran, bakanı baktıran bir kare.
Bakıyorsunuz… O karede farklı isimler.
Veli Ağbaba var, Barış Yıldız var, Ali Bakan var, Gökhan Gök var…
Farklı siyasi görüşler… Farklı yol haritaları… Ama aynı karede yan yana.
Gülüyorlar.
Dinliyorlar.
Konuşuyorlar.
Şimdi bana biri şunu açıklasın…
Bu görüntü neden rahatsız ediyor?
Bakın, o kareye biraz daha dikkatli bakın…
Sadece bir fotoğraf değil bu. Bir mesaj var içinde.
Şunu söylüyor aslında:
“Biz aynı şehirde yaşıyoruz ve konuşabiliyoruz.”
Bu çok basit gibi görünüyor ama aslında çok kıymetli.
Çünkü günümüzde en büyük eksik ne biliyor musunuz?
Konuşmak değil…
Dinlemek.
Herkes konuşuyor ama kimse birbirini dinlemiyor.
Ama bu karede tam tersi var.
Bakın özellikle Gökhan Gök’ün o anı…
Bir şey anlatıyor, bir şey paylaşıyor, bir şey söylüyor…
Ve karşısındakiler gerçekten dinliyor.
İşte önemli olan bu.
Siyasette en çok özlediğimiz şey bu aslında:
Gerçek dinleme.

Şimdi gelelim Veli Ağbaba meselesine…
Veli Ağbaba’nın yıllardır söylediği bir cümle var:
“Malatya için kim taş üstüne taş koyacaksa, ben onun yanındayım.”
Bu cümleyi hafife almayın.
Bu cümle aslında bir kapı açıyor.
Bu cümle aslında bir zemin kuruyor.
Diyor ki:
“Gel, konuşalım. Gel, hizmet üretelim. Gel, Malatya’yı birlikte ayağa kaldıralım.”
Ve bu fotoğraf karesi de tam olarak bunu yansıtıyor.
Yan yana gelmişler. Kırmadan, dökmeden, birbirini yok saymadan.
Şimdi biraz daha derine inelim…
Bu kare neden bu kadar konuşuldu?
Çünkü biz alışık değiliz böyle görüntülere.
Biz genelde kutuplaşmaya alıştık.
Biz genelde sert sözlere alıştık.
Biz genelde karşılıklı atışmalara alıştık.
Ama burada öyle bir şey yok.
Tam tersi var.
Bu da bazılarını rahatsız ediyor olabilir.
Ama doğrusu bu.
Şimdi gelin bu kareyi biraz daha büyütelim…
Çünkü asıl mesele sadece bu fotoğraf değil.
Asıl mesele, Malatya’da siyasetin nasıl olması gerektiği.
Bu şehirde siyaset kavga etmek için yapılmamalı.
Bu şehirde siyaset, hizmet üretmek için yapılmalı.
Ve bu fotoğraf bize şunu söylüyor:
“Bu mümkün.”
Yani insanlar yan yana gelebilir.
Konuşabilir.
Ortak noktada buluşabilir.
Bu kadar basit.
Ama biz bunu bile tartışıyoruz.
Şimdi yavaş yavaş cami meselesine gelelim… ama hemen değil.
Çünkü bu fotoğrafın verdiği mesajı biraz daha sindirelim.
Bir araya gelmek kolay bir şey değil.
Ama bir araya gelindiğinde ortaya çıkan şey çok değerli.
Şimdi Doğanşehir Polat Mahallesi’ne gidelim.
Vatandaş diyor ki:
“Bize bir cami lazım.”
Çok doğal.
Çok insani.
Çok yerinde bir talep.
Ve bu noktada süreç başlıyor…
Özgür Özel depremin anma gününde Malatya’ya geliyor. İlk uğrak yeri Doğanşehir ve ardından en büyük hasar alan yerlerden birisi olan Polat…
Vatandaş Özgür Özel’e sesleniyor;
“Camimiz yıkıldı, ibadet yapamıyoruz. Bize cami yapın”
Hemen karşılık buluyor ve Genel Başkan yanındaki Denizli Belediye Başkanı’na bakıyor ve olur alıyor.
Sözler veriliyor, karar alınıyor.
CHP Polat’a Cami inşa edecek, vatandaş rahatlayacak.
Ama o da ne aynı anlarda Afyon Valisi bir açıklama yapıyor.
Afyon Valiliği devreye giriyor.
“Bu camiyi biz yapacağız” diyor.
Ve paranın Malatya’ya gönderildiği ifade ediliyor.
Yani ortada net bir karar var.
Ama mesele burada bitmiyor…
Belediye devrede değil.
Farklı bir yapı devrede.
Süreç biraz farklı ilerliyor.
İşte burada soru işaretleri başlıyor:
Neden böyle oldu?
Bu bir engelleme mi?
Yoksa tamamen idari bir tercih mi?
Yani Malatya Valisi şehirde yıkılan onlarca Cami için diğer illerden destek istiyor. Bu gayet normal ama asıl sorun ne biliyor musunuz?
Afyon sanki başka yer yokmuş, sanki Malatya’nın tüm camileri tamammış gibi Polat diye diretiyor ve CHP’nin buraya yardım yapması engelleniyor.
Tam bu noktada devreye giren isimlerden biri de
Ahmet Fatih Sungur.
Hani şu Doğanşehir’in çalışkan başarılı Kaymakamı..
Ne yapıyor?
Olay büyümesin diye, konuyu tatlıya bağlamak için harekete geçiyor.
Ve gidiyor, Mehmet Bayram’dan ricada bulunuyor.
“Yeni Polat’a bir taziye evi yapalım” diyor.
Yani bir denge kurulmaya çalışılıyor.
Bir sorun varsa, başka bir hizmetle destekleniyor.
İşte aklıselim dediğimiz şey bu.
Ama en önemli açıklama yine geliyor…
Veli Ağbaba diyor ki:
“Biz her şeye varız. Biz Malatya için varız. Camii de yaparız, taziye evi de yaparız. Yeter ki hizmet engellenmesin.”
Bu cümle çok net.
“Engellenmesin” diyor.
Şimdi burada durup bir düşünelim…
Gerçekten bir engelleme var mı?
Yoksa bu sadece sürecin doğal bir parçası mı?
Bunu bilmeden yorum yapmak doğru değil.
Ama bildiğimiz bir şey var:
Malatya’nın hizmete ihtiyacı var.
Cami olacak…
Taziye evi olacak…
İnsanlar rahat edecek…
Bunlar tartışma konusu olmamalı.
İşte tam burada tekrar dönüyoruz o fotoğrafa…
Çünkü o fotoğraf bize bir şey öğretiyor:
Konuşursak çözülür.
Dinlersek anlaşılır.
Ve bu şehir için en önemli şey de bu.
Şimdi açık konuşayım…
Malatya artık tartışma kaldırmıyor.
Malatya artık ayrışma kaldırmıyor.
Malatya artık bir şey istiyor:
Birlik.
O fotoğraf da aslında bunun küçük bir örneği.
Ama büyük bir mesajı var.
Son sözüm şu olsun…
Bu şehir konuşarak büyüyecek.
Bu şehir dinleyerek güçlenecek.
Bu şehir birlikte yürüyerek ayağa kalkacak.
Malatya'ya atılacak hayırlı bir hizmet taşı için, hepimiz birlik olalım.
Teşekkürler Gökhan Göl, Barış Yıldız, Ali Bakan ve Veli Ağbaba…

















