Malatya…
Bu şehrin kaderi sanki hep aynı noktada düğümleniyor.
Ne zaman ayağa kalkacak gibi olsa, biri çıkıyor ayağından tutup aşağı çekiyor. Deprem vurdu, yerle bir etti; eyvallah…
Ama bugün Malatya’yı geri bırakan şey deprem değil. Bugün Malatya’yı geri bırakan şey zihniyet.
Bakın etrafımıza…
Organize Sanayi Bölgesi diye övündüğümüz yerde dönüm fiyatları 2,5 milyon liraya dayanmış.
Yanı başımızdaki illere bakıyorsun; Elazığ 300 bin, Adıyaman 600 bin, Kahramanmaraş 750 bin. Aradaki fark uçurum değil, akıl tutulması.
Şimdi bu yatırımcıya ne diyeceksin?
“Gel Malatya’ya yatırım yap” mı?
Adam sorar: “Niye?”
Cevap yok.
Çünkü Malatya yatırımcıya mantıkla değil, engelle yaklaşıyor.
Sonuç ortada:
Yatırımcı geliyor, bakıyor, hesap yapıyor, ortamı kokluyor…
Sonra sessizce arkasını dönüp gidiyor.
Giden yatırımcıyla birlikte istihdam da gidiyor, umut da gidiyor.
Gençler işsiz.
Sanayi yavaş.
Şehir beklemede.
Tam bu tabloda Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu çıkıyor ve herkesin fısıltıyla konuştuğunu yüksek sesle söylüyor. Kırmadan dökmeden değil, açık açık:
“Eskiden bakanlar Malatya’ya geldiğinde odamıza uğrardı. Şimdi bazı örümcek kafalı bürokratlar ve kendi çıkarını düşünen çevreler yüzünden TSO’ya getirilmiyorlar.”
Bu cümle hafife alınacak bir cümle değil.
Bu, bir şehrin nasıl bilerek devre dışı bırakıldığının itirafı.
Demek ki Malatya’da artık mesele yatırım değil, kimin konuşacağı meselesi.
Doğruyu söyleyen mi konuşacak, yoksa “iyi çocuk” olup susan mı?
TSO Başkanı bunu da saklamıyor:
“Bazıları ‘kimseye laf söyleme’ diyor. Ama şehrin menfaati söz konusuysa susamazsın.”
İşte Malatya’nın kırılma noktası tam da burası.
Bu şehirde bir düzen kurulmuş:
Susarsan önün açılıyor, konuşursan önüne duvar örülüyor.
Bakanlar TSO’ya götürülmüyor.
Görüşmeler perde arkasında yapılıyor.
Kararlar dar bir çevrede alınıyor.
Sonra dönüp “Niye yatırım gelmiyor?” diye soruluyor.
Yatırımcı saf değil.
Bu karmaşayı görüyor.
Bu belirsizliği kokluyor.
Ve diyor ki: “Ben işimi başka şehirde yaparım.”
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun sertleştiği yer de burası:
“Bazı çevreler kendi menfaatleri için sürece örümcek kafalı şekilde müdahale ediyor. Siyaset ve bürokrasi şahsi menfaat peşine düşünce şehir geri kalıyor.”
Bu sözler bir kişiye değil, bir düzene söylenmiş sözlerdir.
Ve bu düzen Malatya’yı yıllardır yerinde saydıran düzendir.
Bakın Almanya’daki Bayer kentine…
Tek bir büyük yatırım, bir şehir kaderini değiştiriyor.
Bizde ise yatırım gelmeden boğuluyor.
Arsa pahalı.
Bürokrasi ağır.
Zihniyet karanlık.
Ve en kötüsü:
Bütün bunlar olurken hâlâ “her şey yolunda” diyenler var.
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu bu yüzden “kavgacı” ilan ediliyorsa, bu şehirde doğruyu söylemek gerçekten suç sayılıyor demektir.
Kendi ağzıyla söylüyor:
“Bizim tarla davamız yok, kan davamız yok. Ama şehrin menfaati için doğruyu söylemekten geri durmayacağız.”
İşte bu cümle, Malatya’nın bugün en çok ihtiyaç duyduğu cümledir.
Çünkü bu şehir; suskunların değil, cesaret edenlerin omzunda ayağa kalkar.
Evet, Malatya’da yapılacak çok iş var.
Ama önce şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Bu şehri deprem değil, örümcek kafalı zihniyet geri bırakıyor.
Ve eğer bu zihniyet değişmezse; bakan da gelmez, yatırım da gelmez, umut da gelmez.
Gelen Bakanlar, Valilik, Belediye, Ak Parti ziyaretleri ve daha önceden belirlenmiş yerleri gezip giderler.
E, sonuç Bakan Geldi, Bizi gördü, söyleyeceklerini söyledi ve gitti.
Peki Malatya ne kazandı?
Kocaman bir hiç…
Bu Bakanların geldiği katıldığı tüm etkinlikler, hizmetler önceden yapılmış yâda hükümet tarafından planlanmışlardı.
Onlar geldi boy gösterdi ve gittiler.
Yani Sayın Sadıkoğlu’nun dediği gibi Malatya’ya gelen hangi Bakan’dan gezileri sırasında yeni bir yatırım geldi ki!
Bir Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum dışında.
Duyarlı Bakan, zaman zaman olsa da kendisini gösterilenler değil de görmesi gerekenleri gördü, bürokratlara yâda yüklenici firma yetkililerine fırça attı.
Yani Bakanlar Malatyalı yatırımcılara, iş dünyasına, TSO’ya götürülse ne olur ki, gerçekler ortaya çıkar. Malatyalı yatırımcılar bulundukları durumları yalansız dolansız anlatırlar ve Bakanların Malatya ziyaretleri de işe yarar.
Biz diyoruz ki, doğruyu söyleyenler çoğalırsa, susmayanlar artarsa,
Malatya yeniden ayağa kalkar.
Son söz yine net olsun:
Bu şehir, susarak değil konuşarak kurtulur.
Ve Malatya’nın artık susmaya tahammülü yok.

















