Malatya'da neler oluyor, neler dönüyor? Bu kayısılar nereden!
Önce şu gerçeği herkes kabul etsin.
Malatya’da kayısı yanıyor değil.
Kayısı yandı, bitti, yok.
Geçen yıl don vurdu.
Bahçeler boş.
Ağaç var, ürün yok.
Bu sadece bir tarımsal kayıp değildir.
Bu bir şehrin geçim damarının kopmasıdır.
Bu, on binlerce ailenin bir yılının çalınmasıdır.
Bunu Malatya’da bilmeyen yok.
Üretici biliyor.
Tüccar biliyor.
İhracatçı biliyor.
Devlet biliyor.
Ama tuhaf olan şu:
Kayısı yok denilen şehirden, kayısı hiç eksilmiyor.
Pazarda var.
Depoda var.
Tırda var.
Avrupa yolunda var.
Yani Malatya’da olmayan ürün, Malatya’dan çıkıyormuş gibi gösteriliyor.
Bu çelişkiyi görmemek için kör olmak gerekir.
Soruyorsun:
“Bu kayısı nereden geliyor?”
Cevap hazır:
“Soğuk hava depolarında var.”
İyi de kardeşim…
Malatya’da ürün yokken, bahçeler boşken, üretici borçla ayakta durmaya çalışırken, bu depolar nasıl oluyor da hiç bitmiyor?
Çünkü o kayısı Malatya’nın kayısısı değil.
İran’dan geliyor.
Özbekistan’dan geliyor.
Türkiye üzerinden giriyor, etiket değiştiriyor,
Malatya Kayısısı yapılıyor deniliyor!
Bu noktada mesele artık tarım meselesi olmaktan çıkıyor.
Bu bir etiket oyunu.
Bu bir marka gasbı.
Bu, “Malatya” adının kullanılarak para kazanılmasıdır.
Sonra Anadolu’ya ve Avrupa’ya gönderiliyor.
Bu işin adı ticaret değil.
Bu işin adı açık sahtekârlık.
Ve bu sahtekârlık yapılırken,
Malatyalı üretici evinde çaresizce bekliyor.
Ve bu noktada Malatya Valisi çıkıyor,
“Bu işi masaya yatıracağız” diyor.
Tüm kayısı paydaşları çağrılacak.
Kaçak ürün konuşulacak.
Sahte patent konuşulacak.
Bu açıklama Malatya’da bir umut yaratıyor.
“Devlet bu işe el koyuyor” deniyor.
“Bu sefer susulmayacak” deniyor.
Sonra ne oluyor?
“Yoğun kar yağışı” gerekçesiyle toplantı iptal ediliyor.
Burada durup sormak gerekiyor:
Kar yağdı diye sahtekârlık durdu mu?
Kar yağdı diye İran kayısısı geri mi döndü?
Kar yağdı diye Özbek kayısısı sınırdan giremez hâle mi geldi?
Hayır.
Kar yağdı, ama tırlar çalıştı.
Etiketler basıldı.
Malatya’nın adı kullanılmaya devam etti.
Aradan günler geçti.
Haftalar geçti.
Ama ne oldu?
Yeni bir toplantı tarihi yok.
Valilikten güçlü bir açıklama yok.
Sahada denetim yok.
Sessizlik var.
Ve bu sessizlik artık masum bir sessizlik değil.
Tam bu sessizliğin ortasında hafızamız bize, Malatya Ziraat Odası Başkanı Yunus Kılıç çıkıp:
“Gümrüklerde pirinç beyanı yapılarak kayısı ithal ediliyor.” dediğini hatırlatıyor.
Bu iddia sıradan bir iddia değil.
Bu, “yanlış anlaşılma” denilecek bir söz değil.
Bu, gümrükte belgeyle oynandığı iddiasıdır.
Yani mesele artık sadece kayısı değil, devletin kapısında yapılan bir işlemdir. Peki bu sözden sonra ne oluyor?
Malatya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Özcan diyor ki:
“Bu işin muhatabı Gümrükler Genel Müdürlüğü, Ticaret Bakanlığı ve Tarım Bakanlığıdır. Böyle birşey varsa, Soruşturma açılmalıdır.”
İyi de…
Sen bu şehrin Ticaret Borsası Başkanı değil misin?
Kayısının piyasasını bilen, hangi ürün nereden geliyor gören, kimin ne sattığını bilen kurum sen değil misin?
Madem bu kadar büyük bir iddia var, neden herkes topu yukarı atıyor?
Neden herkes “muhatap ben değilim” demekle yetiniyor?
Valilik “toplantı yapacağım” diyor, iptal ediyor.
Borsa “bakanlıklar baksın” diyor.
Herkes konuşuyor ama kimse sahiplenmiyor.
Ama sahtekârlık durmuyor.
İran ve Özbek kayısısı,
Malatya patentiyle,
Türkiye üzerinden
Avrupa’ya gidiyor.
Ve bu iş olurken,
Malatya kayısısı gerçekten yok.
İşte asıl rezalet burada.
Malatya Kayısısı; menşe adıyla tescilli, devlet koruması altında bir değerdir.
Bu değeri koruyacak olan da bellidir:
Devlet.
Ve Malatya’da bunun birinci adresi valiliktir.
Bu toplantı ertelenemez.
Bu mesele zamana bırakılamaz.
Bu iş “bakanlıklara yazı yazdık” denilerek geçiştirilemez.
Çünkü yarın Avrupa pazarı şunu derse:
“Malatya kayısısı güvenilmez.”
İşte o zaman kaybedilen sadece ürün olmaz.
Bir şehrin adı gider.
Bir markanın itibarı gider.
Yılların emeği gider.
Kayısı yandı, bitti.
Şimdi kalan tek şey, bu sahtekârlığa kimin dur diyeceğidir.
Ve bu sorunun cevabı,
hâlâ verilmiş değil.

















