Şimdi bakın…
Bu şehir çok şey gördü. Yıkım gördü, ölüm gördü, göç gördü.
Ama en çok ne gördü biliyor musunuz? Yalnız bırakılmayı gördü.
6 Şubat’ın üzerinden üç yıl geçti ama Malatya hâlâ o sabaha uyanmış gibi. Aynı soğuk, aynı korku, aynı “biz ne olacağız” sorusu.
Üçüncü yıl anmaları yapıldı.
Sabah deprem şehitleri anıtına gidildi. Malatya Valisi Seddar Yavuz oradaydı. Protokol vardı. Dualar okundu. İnsanların yüzüne bakıyorsun, kelime yok. Kimisi ağlıyor, kimisi sessizce bakıyor, kimisi hâlâ bir umut arıyor.
Sonra Kernek’te camide mevlit okundu.
Malatya Park AVM’de kermes açıldı.
Evler gezildi.
Şehit yakınları soruldu.
Kongre merkezinde anma programı yapıldı.
Yani bu şehir elinden geleni yaptı.
Acısını da gösterdi, vefasını da.
Ama bir eksik vardı.
Hatta bir değil, iki eksik vardı.
Ak Partili İki milletvekili yoktu.
Ne sabah vardı, ne öğlen, ne akşam.
Sanki o gün Malatya’da deprem olmamış gibi.
Gelin; bir gün öncesine dönelim…
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Malatya’ya gelmişti. Havaalanı… Programlar… Fotoğraflar… En ön saflar…
Oradaydınız.
Gayet net, gayet görünür.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Bakan gelince koşarak geliyorsunuz da, deprem şehitleri anılırken neden yoksunuz?
Bu şehir yas tutarken neredeydiniz?
İsim vermeden olmaz.
Biri İhsan Koca. Buna zaten kimse şaşırmadı. Malatya artık bu tabloya alıştı.
Ne zaman Ankara’dan bir isim inse, o zaman görünür. Onun için bu kısım tamam.
Ama Sayın İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak…
Siz niye yoktunuz?
Gerçekten soruyoruz.
Bir sebep var mıydı?
Bakın, daha garibini söyleyeyim.
Aynı iki isim, deprem anma programlarında yokken, birkaç saat sonra, Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Malatya İstişare – Malatya’nın Geleceği” toplantısında varlardı.
Yani anmaya gelmediniz ama geleceği konuştunuz.
Şimdi bu iş biraz tuhaf değil mi?
Depremin acısı konuşulmaz ama gelecek konuşulur mu?
Bu nasıl bir denge?
İnsan sormadan edemiyor:
Talimat mı aldınız?
“Buraya gidin, buraya gitmeyin” mi dendi?
Bakın aynı partiden Abdurrahman Babacan oradaydı.
Bülent Tüfekçi oradaydı.
Onlar nasıl geldiler?
Onlara yasak yoktu da size mi vardı?
İki aslan isim tüm etkinliklerde vardı, seçilmişler olarak.
Biz de ister istemez kıyas yapıyoruz. Çünkü gözünle görüyorsun.
Veli Ağbaba, CHP’nin anma törenlerinde saat 04.17’de alana gitti. Malatya sokaklarında halkla yürüdü. Uyumadı. “Ben yoruldum” demedi. Sonra gitti genel başkanını karşıladı Doğanşehir’de.
Yine Malatya dedi.
Şimdi mesele parti meselesi değil.
Mesele duruş meselesi.
Ha, biz haber yaptıktan sonra Sayın Ölmeztoprak hane ziyaretleri yaptı. Gitti vatandaşları dinledi.
Ama bu yetmez, bu olmaz.
Anma törenlerinde neredeydiniz?
Şimdi İkizce hane ziyaretleri yapıldı” diyenler olacak.
Doğru, yapıldı. Ama insanın içi rahat etmiyor. Çünkü bu işler sonradan olmuyor.
O gün orada olacaktın. O acıyı o an paylaşacaktın.
Bakın biz bağırıyoruz, ses yükseltiyoruz;
Hakaret etmiyoruz.
Kimseyi hedef de göstermiyoruz.
Ama sormak bizim hakkımız.
Çünkü bu şehir hâlâ konteynerde.
Bu şehir hâlâ çarşısız.
Bu şehir hâlâ göç veriyor.
Bu şehir hâlâ “bizi gerçekten düşünen var mı” diye bakıyor.
O yüzden kızmayın.
Kızmaya hakkınız yok.
Kaybolmayın.
Çünkü Malatya unutmaz.
Malatya susar ama unutmadan susar.
Ve günü geldiğinde, kayıp vekilleri hatırlar.
















