Bakın şimdi baştan alıyorum. Uzun uzun konuşacağım. Çünkü mesele bir koli meselesi değil.
Mesele bir fotoğraf meselesi değil.
Mesele bu şehrin yarası, bu şehrin vicdanı ve siyasetçinin nerede durduğu meselesi.
Veli Ağbaba…
Meclis’te en çok bağıranlardan biri.
En sert konuşanlardan biri.
Kimi zaman dozunu artırıyor mu? Artırıyor.
Ama bir gerçeği inkâr edemeyiz: Malatya’yı en çok gündeme getiren isimlerden biri.
Depremi konuştu, çarşıyı konuştu, kayısıyı konuştu, don felaketini konuştu, konteyner esnafı konuştu. Muhalefette bu şehrin tek temsilcisi olarak Ankara’da Malatya adını en çok telaffuz eden isim oldu.
Şimdi gelelim Ramazan meselesine.
Yıllardır bir geleneği var. Her Ramazan mahalle mahalle gezer. İftar yemeği dağıtır.
Ev ziyaretleri yapar. Bu sene de yaptı. Bununla yetinmedi, kendi cebinden harcadığı paralarla erzak dağıttı. İnsanların kapısını çaldı.
Bu alkışlanır mı?
Alkışlanır.
Ama…
Ramazan kolilerinin üzerine kendi fotoğrafını koydu.
İşte biz orada durduk.
Dedik ki:
“Sayın Ağbaba, yakışmadı.”
Yardımın ruhu sessizliktir. Hele ki Malatya gibi yaralı bir şehirde yardım gösterişle değil, mahremiyetle yapılmalı dedik.
Haberi yaptık. Açık açık yazdık.
Konu büyüdü. Yerel basın aldı, takla attırdı. Defalarca paylaştı. Konu Ulusal basına kadar gitti.
Kimisi “helal olsun” dedi, kimisi “abartıyorsunuz” dedi. Sonuç mu? Ağbaba eleştiri yağmuruna tutuldu…
Sonra mesleğe 16–17 yaşında adım attığımız günlerde bize gerçekten sahip çıkan bir büyüğümüzün yazısını okudum.
Ali Aladağ yazmış.
Diyor ki:
“Beyler, siz de koli dağıtın. Siz de fotoğrafınızı koyun. Veli Ağbaba’yı eleştirmeyin, alkışlayın.”
Önce algılayamadım.
Bir kez daha okudum, bir daha..
Sonra aradım. Uzun uzun konuştuk.
Bana dedi ki:
“Veli Ağbaba dışında bu şehirdeki diğer milletvekilleri ne yaptı?”
Durdum. Gerçekten durdum.
İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak…
Abdurrahman Babacan…
Bülent Tüfekçi…
İhsan Koca…
Ve Mehmet Fendoğlu…
Elbette çalışıyorlardır.
Elbette Ankara’da girişimler yapıyorlardır. Ama sokakta vatandaş kimi görüyor? Kim mahalleye gidiyor? Kim iftar çadırında?
Ama kendi ceplerinde ne yaptılar merak etmeye başladım. Kimdi diyecekler ki,
“Biz yaptık, ama göstermedik.”
Yok, yok siz de gösterin. Çünkü siz biz değilsiniz. Sıradan bir vatandaş değilsiniz, yaptıklarınızı gösterin ki, bu şehre örnek olun. Sizden örnek alalım. Tıpkı engelli bir çocuğu ziyaret ederken ona verdiğiniz hediyeleri sosyal medyanızdan servis eder gibi bu Ramazan’da yaptığınız hayırlardan bahsedin.
Yoksa sizin de bir engelli yürüyemeyen kötürüm bir kadının evine temizlik için gönderdiği üç kişiyi abarta abarta sosyal medyasından paylaşan Sayın Sami Er’den bir farkınız kalmaz…
Ali Aladağ’ın yazısı aslında bana şunu söyledi:
Eleştirirken teraziyi tam kur.
Haklı mıydı?
Haklıydı.
Ama şunu da söylüyorum:
Yazdığım haberi silmeyeceğim. Çünkü keşke o fotoğrafı koymasaydın Veli Ağbaba.
Belki bu senin kararın değildi. Belki bu video paylaşımında seni bir iletişim ekibi yönlendirdi.
Ama bazen en büyük siyaset en sade olandır.
Şimdi önemli bir ayrıntıya geliyorum.
Veli Ağbaba’nın o yardım paylaşımlarının altına baktım. Eleştirel yorumlar vardı. Sert sözler vardı. Hatta hakarete varan ifadeler bile vardı.
Veli Ağbaba veya sosyal medya hesabını yönetenler bunları silmedi.
Oyorumlar duruyordu. Silinmemişti.
Bu küçümsenecek bir şey değil.
Eleştiriye tahammül göstermek, hakareti bile silmeyip “bırak dursun” demek bir özgüven işidir.
Şimdi gelelim diğer meseleye.
Sami Er…
Ramazan’da iftar sofralarına gitti. Paylaşımlar yaptı. Buna bir şey demiyoruz. Ama engelli bir vatandaşa yapılan yardımın videosu paylaşıldı. O vatandaş yürüyemiyordu. Sürüne sürüne kamera karşısına getirildi. “Allah razı olsun” dedi.
Biz yine durduk.
Dedik ki:
“Yap hizmetini. Reklamını da yap. Ama o sürünmeyi gösterme. Sil o videodan 3 saniyeyi”
Çünkü yardım alanın onuru, yardım edenin reklamından daha kıymetlidir.
Dinleyen kim, sürünen kareler dururken eleştirisel yorumlar da bir bir yok edildi.
Ve o videonun altına yazılan eleştirel yorumlar… Tek tek siliniyor.
Ya Sami Er siliyor, ya da sosyal medyasını yöneten ekip siliyor.
Şimdi soruyorum:
Eleştiriden niye korkuyorsunuz?
Bir tarafta fotoğraf eleştirildi ama yorumlar duruyor.
Diğer tarafta hizmet eleştirildi, yorumlar temizleniyor.
Aradaki fark burada.
Biz kimseye düşman değiliz.
Ne Veli Ağbaba’ya, ne Sami Er’e.
Bizim ölçümüz şu:
İnsan onuru.
Birinde yardımın üzerine fotoğraf vardı, eleştirdik.
Diğerinde yardım alanın mahcubiyeti vardı, yine eleştirdik.
Bu şehir artık fotoğrafa değil, samimiyete bakıyor.
Ramazan fotoğraf ayı değildir.
Ramazan gösteriş ayı değildir.
Ramazan vicdan ayıdır.
Ve tekrar söylüyorum:
Özür dilemek de erdemdir.
Eleştiriyi silmemek de erdemdir.
Yanlışı kabul etmek de erdemdir.
Biz ne alkış memuruyuz,
Ne linç timi.
Biz bu şehrin vicdanını yazıyoruz.
Hem doğruyu alkışlarız,
Hem yanlışı söyleriz.
Çünkü Malatya artık bağırana değil, samimi olana bakıyor.
Alkışlar sana Veli Ağbaba…















