Bazı kelimeler vardır, ilk duyduğunda insanın kulağını tırmalar.
“Dilencilik” mesela.
Koca koca iş insanlarının, bürokratların, akademisyenlerin olduğu bir salonda biri çıkıp kendine “dilenci” diyorsa insan durur. Ama sonra anlıyorsun… O “dilencilik”, Malatya’nın çocukları için kapı kapı dolaşmak, bağış istemek, destek toplamakmış.
1985 yılı… Bir masa etrafında toplanan birkaç yürekli Malatyalı. İçlerinde seçkin iş insanları, eğitim sevdalıları ve gönüllüler var. “Bu memleketin çocukları okuyacak” diyorlar. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal da ciddi katkı ve destek veriyor. Ve böylece Malatya Eğitim Vakfı (MEV) yola çıkıyor.
İlk yıllar mütevazı. İlk burslar küçük. Ama niyet büyük. Geceleri banka müdürlerinin kapısını çalmak, iş insanlarını ikna etmek, köy köy dolaşıp okul açmak… Hepsi bu “dilencilik” kapsamındaymış.
Murat Mungar, bir köşesinde hatırlıyor:
“Yıllardan 2001, Haziran… Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde Polat Beldesi’nde bir okul açılışına katıldım. Yolda, öğrencilik yıllarımızdan tanıdığım Dürin Ababay’la karşılaştım.
Ne işin var burada?
Ben Malatyalıyım. Asıl senin ne işin var?
Mevlüt Aslanoğlu’nu tanıyordum. Durumu anlattım, kolumdan tutup Malatya’ya getirdi. Devlet Hastanesi’nin dahiliye servisine hasta yatağı bağışı yaptık. Babamın adı yazılacak.”
Mungar devam ediyor:
“O günden sonra Mevlüt Bey’in ve 1985’te kurulan MEV’in çalışmalarını yakından izledim. MEV, burs vermekle kalmıyor; iş insanlarının Malatya’nın merkezinde, ilçelerinde ve köylerinde okul, derslik ve sağlık kurumları yaptırmasına öncülük ediyordu.”
O gece MEV’in 40. Yıl buluşmasında, geçmiş filmler gösterilirken, o 40 yıllık yolculuk yeniden hatırlandı. 40 bini aşkın burs, 4 anaokulu, 27 ilkokul, 11 lise, 14 sağlık kurumu, 11 hayır kurumu ve öğrenciler için yurtlar… Hepsi sırayla ekranda göz kırptı. Salonun ışıkları hafif kararmış, spot ışıkları fotoğrafları aydınlatıyor, her kareden bir emek fışkırıyordu.
Gecenin en dokunaklı anı, o 40 bin öğrenciden biri olan Muğla Valisi İdris Akbıyık’ın kürsüye çıkmasıyla yaşandı.
1986’da üniversiteye başladığında MEV bursuyla eğitim aldığını, bu destekle okulu tamamladığını hiç saklamadan anlattı. Gururla.
“Ben bu vakfın bursuyla okudum.”
Salondaki alkış tufanı, sadece bir vali için değil, 40 yıllık emeğin bir simgesi için yükseldi. Arkasında duran iş insanları, sanatçılar ve bürokratlar da gözlerini parlatıyordu. Çünkü o alkış, gönüllülerin gecelerce çaldıkları kapıların, mücadelelerinin sesi olmuştu.
Ve o gece bir başka dönüm noktası, MEV Genel Başkanı Mustafa Necati Tecdelioğlu’nun konuşmasıydı.
“40 bine ulaştık” dedi. Alkışlar…
Ama hemen ardından ekledi:
“Şimdi hedef 100 bin.”
Ve gözler salonun her köşesine çevrildi. Çünkü hedef, kendiliğinden gerçekleşmeyecekti. Tecdelioğlu, kampanyayı başlatıyordu:
“Bu hedef için yeni bir seferberlik başlatıyoruz. Pamuk eller ceplere. Bir SMS bir öğrenciyi okutabilir. Herkes elini taşın altına koymalı. Bu sadece vakfın işi değil, Malatya’nın işi.”
O anda salon bir sessizlik ve ardından coşkuya büründü. İş insanları kol kola girdi, sanatçılar gülümsedi, bürokratlar not aldı. Sadece geçmişe övgü değil, geleceğe adım atılıyordu.
Şişli’deki eski yurt binasının deprem raporu nedeniyle yıkıldığı, yerine yeniden kız yurdu yapılacağı, yeni burs fonlarının büyütüleceği ve destek modellerinin çeşitleneceği anlatıldı. Tecdelioğlu’nun sözleri netti:
“Biz geçmişte olduğu gibi gelecekte de çocuklarımızın yanında olacağız. 100 bin öğrenciyi okutmak, bu vakfın ve Malatya’nın ortak hedefidir.”
Her paragraf bir çağrıydı. Her cümle bir sorumluluk yüküyordu.
Tekrar başa dönelim:
“Dilencilik” dediler.
Ama o kapılar çalınmasaydı bugün 40 bin hikaye olmayacaktı. Eğer o insanlar geri dursaydı, bugün bir vali kürsüde “Ben bu bursla okudum” diyemezdi.
Mesele utanmak değilmiş.
Mesele cesaretmiş.
Şimdi hedef 100 bin.
Ve işin ilginç yanı, Malatya’da hâlâ bir “dilenci” var. Kendi tabiriyle dilenci.
MİAD Başkanı Yunus Akdaş.
Her konuşmasında söylüyor:
“Ben dilenci gibi gidip birilerinin cebindeki parayı alıyorum ama kendime değil, Malatya’ya hizmet için alıyorum. Malatya hizmeti aşkıyla mücadele ediyorum.”
Ve gerçekten de öyle. Yönetimiyle birlikte, tıpkı MEV gibi, Malatya’ya sayısız hizmet yapıyor.
Malatya’ya ne mi yaptı?
Karakol yaptı; güvenliği güçlendirdi, vatandaşın huzurunu artırdı.
Okul yaptırdı; gençlerin eğitimine katkı sağladı ve bir dönem burs da verdi.
Çocuk Esirgeme Kurumu Sığınma Merkezi kurdu; kimsesiz çocuklar için güvenli bir yuva oluşturdu.
Hastaların yakınlarının kalabileceği, adeta bir otel konforunda konuk evi inşa etti; acılı ailelerin yükünü hafifletti.
Camiler yaptı; sadece ibadet değil, toplumsal dayanışma ve kültür merkezi işlevi kazandırdı.
Deprem zedeler için konteyner kentler kurdurdu; yaraların sarılmasında, hayatın normale dönmesinde elini bir gram olsun çekmedi.
Bunları saymak neredeyse bitmez. Her projede, her temel atmada, Malatya’ya olan bağlılığı ve hizmet aşkı hissediliyor.
Yunus Akdaş, Malatya’da depremin izlerinin silinmesi, yaraların kapanması için iş insanlarının desteğiyle her türlü faaliyeti sürdürüyor. Gece gündüz, gönüllülükle, şehrin geleceği için çalışıyor.
Ve işin en güzel tarafı şu: Eğer bunlar “dilenciyse”, gelin hepimiz dilenci olalım. Çünkü bu dilencilik, cebimize değil, memleketin geleceğine, çocukların eğitimine, vatandaşın refahına hizmet ediyor.
Akdaş’ın mücadelesi, MEV’in 40 yıllık mücadelesiyle aynı ruhu taşıyor: küçük adımlarla, büyük emekle, gönüllülükle Malatya’yı büyütmek. İşte gerçek “dilencilik” bu; gururla ve cesaretle yapılan bir hizmetin adı. MEV ve MİAD...
Peki Malaty'da ki a hatta yüzlerce STK kuruluşları ne yapıyror, Toki önlerine gipip esnf gezip boz gösteriyror, kare kre resimler çekinip basına serves dediyor. bazıları da akılları sıra siyasilere, bütolratlara akıl veriyro. Ama merak etmesinler bu kamuoyu onları da MİAD şle MEV'e görüyor.
Takdir ise halkın, kalın sağlacaklı...