Bazen gerçekten gülüyorum.
Sonra bir daha bakıyorum.
Sonra "Yok artık." diyorum.
Malatya'da 1 Ekim'de Ticaret ve Sanayi Odası seçimi yapılacak.
Şehrin ekonomisini ilgilendiren önemli bir seçim.
Esnafın, tüccarın, sanayicinin önüne sandık gelecek.
İki aday sahada. Bir tarafta sekiz yıldır görev yapan Oğuzhan Ata Sadıkoğlu var. Diğer tarafta bir dönem aynı yönetimde yer alıp daha sonra farklı bir yola giren Mahmut Boyraz var.
Şimdiye kadar her şey normal.
Aday gezer.
Esnaflar tüccarlar ziyaret eder.
Projelerini anlatır.
Rakibini eleştirir.
Vatandaş da dinler, notunu verir.
Burası demokrasidir.
Benim canımı sıkan başka bir şey.
Son günlerde Malatya'da bazı arkadaşlar gazeteciliği bırakmış, anket şirketi kurmuş haberimiz yok.
Telefonu eline alan "Kim kazanır?" diye oylama açıyor.
Ardından da sanki bütün Malatya konuşmuş gibi sonucu paylaşıyor.
Kusura bakmayın ama buna ben inanmıyorum.
Siz de inanmayın.
Herkes bir anda araştırma şirketi oldu
Bakın...
Bu ülkede yıllardır kamuoyu araştırması yapan firmalar var.
Adamlar bunun eğitimini alıyor.
İstatistik biliyor.
Örneklem belirliyor.
Saha çalışması yapıyor.
Kapı kapı dolaşıyor.
Saatlerce veri topluyor.
Sonra çıkıp "Şu sonuçlara ulaştık." diyor.
Şimdi bir gazeteci çıkıyor.
Instagram'da hikâye açıyor.
WhatsApp'ta link dağıtıyor.
Kendi takipçileri giriyor oy veriyor.
Sonra "Malatya kararını verdi." diye paylaşım yapıyor.
Hadi oradan...
O zaman ben de şimdi bir anket açayım.
Benim okurlarım girsin.
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu önde çıksın.
Öbürü başka sayfada açsın.
Mahmut Boyraz önde çıksın.
Peki hangisi gerçek?
Hiçbiri.
Çünkü bu anket değil.
Bu destekçi sayımı.
Gazeteci gazeteciliğini yapsın
Bakın bunu özellikle söylüyorum.
İsteyen istediği adayı desteklesin.
Benim ona da itirazım yok.
Gazetecinin de fikri olur.
Köşe yazısı yazar.
Eleştirir.
Över.
Sorular sorar.
Hesap sorar.
Bunlar gazeteciliğin içinde var.
Ama gazetecilikle algı yönetimini birbirine karıştırmayalım.
Bugün "Şu aday önde." diye paylaştığın o sözde anket yarın başka bir seçmenin kafasını etkiliyor.
"Demek herkes buna oy veriyor." diye düşünüyor.
İşte buna algı denir.
Basının görevi algı oluşturmak değil.
Bilgi vermek.
Gerçeği göstermek.
Vatandaşın önüne veriyi koymak.
Kararı vatandaşa bırakmaktır.
Sahaya bakıyorum, seçim çalışması var
Şimdi gelelim sahaya.
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu sekiz yıldır başkan.
Bunu kimse inkâr edemez.
Deprem sürecinde Ankara'da yaptığı girişimler oldu.
Esnafın sorunlarını gündeme taşıdığı dönemler oldu.
Malatya'nın ticaretinin ayağa kalkması için birçok platformda mücadele etti.
Elbette eksikleri de vardır.
Eleştirilecek yönleri de vardır.
Zaten görev yapan herkes eleştirilir.
Bu gayet normal.
İşte onun için de Başkan Sadıkoğlu diyorki, "Makam için değil yarım kalanları tamamlamak için aday olduk"
Bu da aslında eleştiriye açık olduğunu gösteriyor.
Ama yapılanları gasp etmek, hak yemekte olmaz beyler...
Diğer tarafta Mahmut Boyraz var.
O da sahada.
Kapı kapı geziyor.
Esnaf ziyaret ediyor.
Sanayiciyle buluşuyor.
Kayısı bahçesine gidiyor.
Takım elbiseyle bahçede fotoğraf veriyor.
O da kendi kampanyasını yürütüyor.
Ona da kimse "Gezme." diyemez.
Seçim çalışması budur.
Ama benim dikkatimi çeken başka bir şey var.
Dün birlikteydiniz, bugün sanki hiç orada değildiniz
Mahmut Boyraz'ın açıklamalarını dinliyorum.
Mevcut yönetimi eleştiriyor.
Eleştirsin.
Sorun değil.
Ama bazen öyle cümleler kuruluyor ki sanki o yönetimin içinde hiç bulunmamış gibi bir hava oluşuyor.
Oysa aynı yönetimde görev yaptı.
Bunu Malatya biliyor.
Sonra siyasete geçti.
AK Parti İl Başkanı olma sürecine girdi.
Bugün yeniden Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığına aday oldu.
Aday olmak da haktır.
Yarışmak da haktır.
Ama yeniden bu yarışın içine girdiğin zaman geçmişini bugünkü söylemlerinden ayıramazsın.
Çünkü Malatya'nın hafızası sandığınız kadar zayıf değil.
Bu şehir kimin nerede durduğunu unutmaz.
Kimin hangi masada oturduğunu unutmaz.
Kimin hangi süreçte sorumluluk aldığını da unutmaz.
İnsanlar dönüp şunu soruyor.
"Dün bu yönetimin içindeydin. Bugün bütün yükü sadece başkana yüklerken kendi sorumluluğunu nereye koyuyorsun?"
İşte bu sorunun cevabı verilmeden yapılan eleştiriler eksik kalıyor.
Ve bana göre seçmen de tam olarak buna bakıyor.
Şimdi burada bir parantez açayım.
Ben bu yazıyı yazarken ne Oğuzhan Ata Sadıkoğlu'nun seçim ofisinden yazıyorum ne de Mahmut Boyraz'ın kampanya masasından yazıyorum.
Ben Malatya'da yıllardır sokağı gezen, esnafın çayını içen, sanayicinin derdini dinleyen bir gazeteci olarak şunu söylüyorum; bu şehir artık süslü cümlelere değil, samimiyete bakıyor.
Laf kalabalığına değil, ortaya konulan işe bakıyor.
Çünkü Malatya'nın kaybedecek bir günü bile yok.
Depremin üzerinden yıllar geçti ama birçok esnaf hâlâ eski düzenini tam olarak kurabilmiş değil.
Sanayici finansmana ulaşmakta zorlanıyor. Küçük işletmeler ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Kayısı üreticisi bir yıl donla, bir yıl doluyla uğraşıyor. Ticaret eski günlerine dönsün diye herkes kendi cephesinde mücadele ediyor.
İşte böyle bir şehirde Ticaret ve Sanayi Odası seçiminin dedikodularla değil, projelerle konuşulması gerekiyor.
Benim görmek istediğim yarış tam olarak bu.
Mahmut Boyraz çıksın.
Desin ki; "İlk altı ayda bunları yapacağım."
"Ankara'da şu kapıları çalacağım."
"İhracatı artırmak için şu projeyi hazırladım."
"Küçük esnafın şu sorununu şu şekilde çözeceğim."
İnsanlar bunları dinlesin.
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu da çıksın.
Desin ki; "Sekiz yılda bunları yaptım."
"Şurada eksik kaldım."
"Yeni dönemde şu işleri tamamlayacağım."
İşte o zaman gerçek yarış başlar.
Ama dikkat ediyorum, bazı açıklamalarda sanki mevcut yönetimin yaptığı hiçbir iş yokmuş gibi bir hava oluşturuluyor.
İşte buna katılmıyorum.
Bir hizmeti beğenmeyebilirsin.
Yetersiz bulabilirsin.
Daha iyisini yapacağını söyleyebilirsin.
Buna kimsenin itirazı olmaz.
Ama yapılmış bir çalışmayı yok sayıp yeniden vaat gibi sunarsan seçmenin zekâsını hafife almış olursun.
Malatyalı esnaf sandığınızdan daha dikkatli.
Kimin hangi kapıyı çaldığını biliyor.
Kimin hangi süreçte mücadele ettiğini de biliyor.
Bir de şu sosyal medya meselesine tekrar döneyim.
Bakın arkadaşlar...
Telefon ekranında gördüğünüz her yüzde gerçek değildir.
"Yüzde 68 önde."
"Yüzde 72 fark attı."
Bunlar kulağa hoş geliyor olabilir.
Ama sandığın başına gidince o yüzdelerin hiçbir hükmü kalmıyor.
Hatırlayın.
Bu ülkede kaç seçim öncesi sosyal medyada başka tablo çizildi, sandıkta bambaşka sonuç çıktı.
Çünkü sosyal medya kalabalığıyla sandık iradesi aynı şey değildir.
Hele hele oda seçimlerinde...
Burada oy kullanacak belli bir kitle var.
Esnaf var.
Tüccar var.
Sanayici var.
Herkes birbirini tanıyor.
Kim yıllardır sahada, kim seçimden seçime ortaya çıkıyor, bunu da görüyor.
O yüzden kimse üç beş ekran görüntüsüyle moral bozmasın.
Kimse sahte üstünlük kurmaya çalışmasın.
Benim çağrım hem adaylara hem de meslektaşlarıma.
Adaylar projelerini anlatsın.
Basın da o projeleri yazsın.
Soruları sorsun.
Eksikleri göstersin.
Gerekirse sert eleştirsin.
Ama gazetecilik adına algı üretmeye kalkmasın.
Çünkü basının en büyük sermayesi güvendir.
Bir gazeteci taraf tutabilir.
Bir gazeteci yorum yapabilir.
Ama güvenini kaybettiği gün geriye sadece bir sosyal medya hesabı kalır.
Malatya'nın bugün ihtiyacı olan şey de tam olarak güven.
Ekonomide güven.
Ticarette güven.
Basında güven.
Ve en önemlisi sandığa güven.
Onun için son sözüm şu.
Telefonunuza düşen anketlere değil, hafızanıza bakın.
Kim ne yaptı, ona bakın.
Kim ne vaat ediyor, onu dinleyin.
Kim eleştirirken neyi unutuyor, onu da görün.
Sonra 1 Ekim günü gidin, oyunuzu vicdanınız ne diyorsa ona verin.
Çünkü Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanını Instagram belirlemeyecek.
WhatsApp grubu belirlemeyecek.
Facebook oylaması belirlemeyecek.
Başkanı, o sandığın başına gidip iradesini ortaya koyan Malatya'nın esnafı, tüccarı ve sanayicisi belirleyecek.
Ve işte o gün konuşacak tek anket, sandıktan çıkan gerçek sonuç olacak.


















