Cumhuriyetimizin kurucusu, ölümsüz Mustafa Kemal Atatürk… Herkesin yüreğinde saygı, minnet ve özlemle yaşattığı bir isim. Ama bazıları için bu isim hâlâ bir rahatsızlık kaynağı olabiliyor. Malatya’da yaşananlar, ne yazık ki bunu gözler önüne serdi.
İYİ Parti, Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Malatya’da da anlamlı bir Mevlid-i Şerif düzenlemek istedi. Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını yad etmek, manevi bir sorumluluk, bir değer göstergesi olarak oradaydılar. Ama karşılarına çıkan tavır, kamu görevinin sınırlarını zorlayan, anlaşılması güç bir keyfilikti.
Atatürk’ün adı, bir engel mi?İmam, İl Başkanı’na bakmadan, “Atatürk’ün ismini camide zikredemezsiniz” dedi. İl Başkanı durumu Müftü’ye ilettiğinde yanıt ise şaşkınlık vericiydi: “Hiç kimsenin ismi camide zikredilemez.” Düşünsenize… Cumhuriyetin kurucusunu yad etmek isteyen bir İl Başkanı’na, makam sahibi bir yetkili, böyle bir karar veriyor. Bu karar, sadece bir mevzuat uygulaması değil; Atatürk’ün manevi değerine karşı sergilenen bir keyfiliktir.
Valimizin müdahalesiyle törene izin verildi, ama izin verilen cami sadece Alevi kesimin yoğun olduğu Paşa Köşkü civarındaki tek bir mekânla sınırlandırıldı. Yani anlamlı bir anma, dar bir alana sıkıştırıldı; manevi değeri küçültüldü. Bu tavır, kamu görevlisinin sorumluluk ve vicdan anlayışıyla bağdaşmayan bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
İYİ Parti İl Başkanı Emircan Eren durumu özetliyor:
“Bu bir provokasyon girişimiydi. Ama biz geri adım atmadık. Atatürk’ün adını anmak için oradaydık ve anmamız gerekiyordu. Bu sadece bir isim değil, bir değer meselesiydi.”
Kamu görevlisinin sorumluluğu nereye kaydı?
Sözüm ona bunu “diyanet işleri”ne bağlamak mümkün. Ama Diyanet, cuma hutbelerinde bile Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarını yad ediyor. O hâlde Sayın Müftü ’ye sormak gerekiyor: Bu keyfi engelleme neden? Bu tutum, Atatürk’ün manevi değerine ve toplumsal hassasiyetlere saygısızlık değil midir?
Bir Mevlid-i Şerif’te Atatürk’ün adının zikredilmesini engellemek, sadece bir makamın yetki kullanması değildir; bu, kamu görevlisinin sorumluluklarını ihmal etmesidir. Bir kişinin inisiyatifiyle, halkın ortak değerleri ve manevi hassasiyetleri göz ardı edilemez.
10 Kasım’da dolu dolu gelerek Atatürk’ün ismini camide söyletmeyerek kendince büyük bir zafer elde eden Malatya Müftüsü Ramazan Dolu’ya şimdi soruyoruz, eee; ne oldu başınız göğe erdi mi? Şimdi karşınıza bir İl Başkanını, Atatürk severleri ve Malatyalıları alarak ne elde ettiniz! O anlamlı etkinlikte bir ismin yad edilmesi neden sizi bu kadar rahatsız etti de bu kadar direndiniz anlaşılır gibi değil. Ama unutmayın bu şehir yüzbinlerce Atatürk severle dolu…
Şimdi diyoruz ki, Sayın Valim, bir Cumhuriyet Valisi olarak sorumluluğunuz var
Sayın Valimiz, bir Cumhuriyet Valisi olarak bu duruma müdahale etmeli ve kamu vicdanını sarsan bu keyfi uygulamayı soruşturmalıdır. Atatürk’ün adı ve manevi değeri, hiçbir keyfi uygulamaya tabi tutulamaz; korunması, savunulması ve yaşatılması zorunludur.
Malatya halkı soruyor: Bu keyfi engelleme neden?
Ve biz, Malatya halkı olarak soruyoruz: Bu tutumun gerekçesi nedir? Bu keyfi sınırlandırmalar neden yapılmaktadır? Atatürk’ün adı her yerde anılacak, her zaman yaşatılacak ve toplumsal değerlerimiz hiçbir makamın keyfine kurban edilemeyecektir.
Artık yeter! Bu tür uygulamalar sadece tepki toplamıyor; manevi değerlerimizi zedeleyen bir utanç kaynağı haline geliyor. Cumhuriyetin kurucusunun adı, her koşulda, her mekânda yaşatılacak. Kim ne derse desin, Atatürk’ü anmak bir görev, bir hak ve bir zorunluluktur. Kamu görevlileri bu sorumluluğu hatırlamak zorundadır.
"}