Bazen insan haber yazmayı bırakıp içindekini dökmek istiyor…
Çünkü bazı olaylar var ki rakamlarla anlatılmıyor. Resmi açıklamayla bitmiyor. Bir şehrin onuruna dokunuyor.
Bugün de onlardan biri.
Günlerdir Malatya'daki gastronomi fuarını izliyorum. İlk günden beri izliyorum. Kim ne dedi, kim ne yaptı, kim sustu, hepsini takip ediyorum.
Ve her geçen gün insanın aklına aynı soru geliyor.
Biz gerçekten gastronomi şehri mi oluyoruz, yoksa gastronomi şehri olduğumuzu sadece birbirimize mi anlatıyoruz?
Bakın, Malatya öyle sıradan bir şehir değil.
Kayısısıyla dünyaya adını duyurmuş bir şehir.
Analı kızlısı var, kağıt kebabı var, kiraz yaprağı sarması var, tandırı var, içli köftesi var.
Saymaya kalksak sayfalar yetmez.
Bu şehrin mutfağı zaten güçlü. Kimsenin bunu ispatlamasına gerek yok.
Ama işte tam burada bir hata yapıyoruz.
Gastronomiyi afiş sanıyoruz.
Gastronomiyi ışık sanıyoruz.
Gastronomiyi yüksek sesli müzik sanıyoruz.
Oysa gastronomi önce güven demektir.
Şehrin göbeğinde fuar kuruldu. Kayseri'den, Afyon'dan, Konya'dan, Türkiye'nin dört bir yanından satıcılar geldi.
Günlerdir satış yapılıyor. Vatandaş gidiyor, alışveriş yapıyor.
İlk itiraz nereden geldi biliyor musunuz?
Malatya'nın kendi esnafından.
Malatya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Şevket Keskin çıktı, "Siz ne yapıyorsunuz?" dedi.
"Buradaki esnaf zaten zor durumda. Dışarıdan getirilen satıcılarla kendi esnafımızı daha da sıkıntıya sokuyorsunuz." dedi.
Haksız mıydı?
Bence herkes önce bu soruyu kendine sormalı.
Çünkü Malatya'nın esnafı yıllardır depremle mücadele ediyor.
Konteynerde ticaret yapanı var.
Dükkânı yıkılan var. Ayağa kalkmaya çalışan var. Sen böyle bir şehirde organizasyon yapıyorsan önce kendi esnafını düşünmek zorundasın.
Derken ikinci bomba patladı.
Kaburgacı Yaşar çıktı.
Milyonların takip ettiği adam.
Dedi ki, "Benim adımı afişe yazmışlar. Benim bundan haberim yok. Malatya'ya gelmeyeceğim."
İnsan bir an duruyor.
Nasıl yani?
Bir organizasyonda insanların isimleri izinsiz kullanılabiliyor mu?
Üstelik o afişlerde Malatya Büyükşehir Belediyesi'nin adı da var.
İşler burada bile büyüktü ama asıl mesele daha sonra başladı.
Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Malatya Büyükşehir Belediyesi zabıtası denetime çıktı.
Ve resmi açıklama geldi.
Altını özellikle çiziyorum.
Resmi açıklama.
Valiliğin kamuoyuna duyurduğu açıklama.
Diyor ki;
230 kilogram dana sucuk etiketiyle satılan ürün aslında tavuk sucuk çıktı.
150 gramlık eritme peynirlerde mevzuata aykırılık tespit edildi.
600 litre yağla ilgili işlem yapıldı. Ürünlere el konuldu. Cezalar uygulandı.
Bunlar benim yorumum değil.
Bunlar devletin açıkladığı bilgiler.
Basın ne yaptı?
Doğal olarak bunu haber yaptı.
Kimse çıkıp "Fuardaki bütün ürünler sahtedir." demedi.
Kimse bütün satıcıları zan altında bırakmadı.
Resmi açıklama ne diyorsa onu yazdı.
Ve tam burada benim sinirimi bozan bölüm başlıyor.
Organizasyonu yapan kişi çıktı.
Arka arkaya videolar çekti.
Reklam verdi. Milyonlara ulaştı. Dedi ki;
"Haberler yalan."
"Söylentiler yalan."
"Sucuklar sadece dolapta olmadığı için işlem yapıldı."
"Hiçbir sorun yok."
Peki, şimdi ben size soruyorum.
Bu adam kim?
Gerçekten soruyorum.
Bu adam kim ki Malatya Valiliği'nin yaptığı resmi açıklamaya "yalan" diyebiliyor?
Bu adam kim ki Tarım İl Müdürlüğü'nün yaptığı tespitleri yok sayabiliyor?
Bu adam kim ki Büyükşehir Belediyesi zabıtasının yaptığı denetimleri küçümseyebiliyor?
İşte benim itirazım buraya.
Bakın, ben burada Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er'e laf söylemiyorum.
Vali Seddar Yavuz'a da söylemiyorum.
Vali zaten gece gündüz sahada. Depremden beri hangi ilçeye gitmedi?
Hangi çalışmayı takip etmedi?
Ben onun adına bu işlerle ilgilenen yetkililere sesleniyorum.
Arkadaş...
Sizin kurumlarınız resmi açıklama yapıyor.
Bir kişi çıkıyor, milyonlara "Yalan." diyor.
Siz susuyorsunuz.
Olur mu?
Bugün buna sessiz kalırsanız yarın herkes devletin yaptığı denetimi tartışmaya açar.
O zaman kurumların itibarı nasıl korunacak?
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bütün bu tartışmalara rağmen fuar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Sanki Malatya günlerdir bunları konuşmuyormuş gibi.
Oysa konuşuyor.
Hem de herkes konuşuyor.
Kahvede konuşuyor.
Çarşıda konuşuyor.
Esnaf konuşuyor.
Ev hanımı konuşuyor.
Genç konuşuyor.
Herkes aynı şeyi soruyor.
"Bu işin sonu ne olacak?"
Ben de aynı soruyu soruyorum.
Çünkü mesele sucuk meselesi değil artık.
Mesele peynir meselesi değil.
Mesele yağ meselesi değil.
Mesele Malatya'nın itibarı.
Biz yıllardır bu şehrin adını güzelliklerle duyurmaya çalışıyoruz.
Kayısıyla...
Yemekleriyle...
İnsanıyla...
Misafirperverliğiyle...
Sonra birkaç kişinin yaptığı işler bütün emeğin önüne geçiyor.
İnsan buna üzülüyor.
Hem de çok üzülüyor.
Bundan sonra ne yapılmalı biliyor musunuz?
Önce organizasyonlar daha sıkı denetlenmeli.
Afişe yazılan isim gerçekten gelecek mi, buna bakılmalı.
Yerel esnafın hakkı korunmalı.
Resmi kurumların yaptığı açıklamalar sahipsiz bırakılmamalı.
Ve en önemlisi...
Malatya'nın adı bir daha böyle tartışmalarla anılmamalı.
Çünkü bu şehir bunu hak etmiyor.
Biz depremi gördük.
Yıkımı gördük.
Ayağa kalkmaya çalışıyoruz.
Tam toparlanıyoruz derken kendi elimizle kendi markamıza zarar vermeyelim.
Gastronomi şehri olmak tabelayla olmuyor.
Afişle olmuyor.
Sosyal medya reklamıyla hiç olmuyor.
Gastronomi şehri önce güvenle oluyor.
Güven kaybolduğu zaman geriye ne sucuk kalıyor, ne peynir, ne de o koca koca afişler.
Geriye sadece insanların aklındaki o tek soru kalıyor.
"Malatya bunu gerçekten hak ediyor muydu?"