Malatya'da çirkin siyaset, satılmış bültenci basın ve satın alınamayan bir kalem...
Bugün biraz dertleşelim.
Öyle haber diliyle falan değil...
Oturmuşuz da bir çay içiyoruz gibi konuşalım.
Çünkü Malatya'da öyle şeyler yaşanıyor ki bazen insan "Bu kadarına da pes" demeden edemiyor.
Son günlerde siyasetin içinde öyle ilginç olaylar görüyorum ki, hangisini anlatsam bilemiyorum.
Bir bakıyorsunuz biri çıkıyor, "Benim ismimi haberlere yazmışlar ama benim haberim yoktu." diyor.
Aradan birkaç gün geçiyor, aynı kişinin aslında o partiye girebilmek için kapı kapı dolaştığını, yönetimde yer alabilmek için herkesle görüştüğünü öğreniyorsunuz.
Eee...
Hangisine inanacağız?
Söylediğinize mi?
Yoksa yaptığınıza mı?
Asıl komik olanı ise daha bitmedi.
Bir telefon aldık.
Karşı taraftaki isim diyor ki, "Ben görevden alınmadım. İstifa ettim. Bazı haber siteleri beni görevden alınmış gibi yazıyor. Siz doğrusunu yazın."
Bizim işimiz zaten doğruyu yazmak.
Doğru neyse onu yazarız.
"Tamam." dedik.
Ama sonra cümleler değişmeye başladı.
"Bir de benim kazandığımı yazın..."
"AK Parti'den bölgeyi teslim aldığımı da söyleyin..."
"Rakiplerimi yendiğimi de belirtin..."
İşte tam burada durduk.
Çünkü orası gazetecilik olmaktan çıkıyor.
Orası reklam oluyor.
Orası algı çalışması oluyor.
Biz de kendisine bunun mümkün olmadığını söyledik.
Çünkü bizim kalemimiz siparişle çalışmaz.
Biz kimsenin siyasi reklam ajansı değiliz.
Sonra ne oldu biliyor musunuz?
İş öyle bir noktaya geldi ki, dolaylı yoldan gazeteciyi satın alabileceğini düşündü.
Evet...
Yanlış duymadınız.
Rüşvet teklif etme cüretini gösterdi.
“Siz haberi dediğim şekilde yayınlayın, maddi destek neyse verelim” deme cüretinde bulundu.
Konuşmayı burada sonlandırırken konuşulanlar, söylenenler hiç de boş değilmiş.
Bu ve bunun gibi zatlar, kendilerine siyasetçi diyen ama aslında paranın gücü ile o koltukta oturanlar rüşvete alışmış, siyaseti kirlemişler…
İşte o anda bir kez daha anladım ki Malatya'nın sorunu sadece siyaset değilmiş.
Asıl sorun, gazeteciyi de herkes kendisi gibi sanıyormuş.
Şimdi buradan açık açık söylüyorum.
Beni tanımayanlar olabilir.
Ben 16 yaşında gazeteciliğe başladım.
Bu meslek bana öyle gökten inmedi.
Yıllarca emek verdim.
Rahmi Turan ekolünden geldim.
Ulusal basında çalıştım.
Sokağı da bilirim, siyaseti de bilirim, kulisi de bilirim.
Ama en önemlisi şunu bilirim...
Gazeteci satılık olmaz.
Gazeteci kiralanmaz.
Gazeteci bülten memuru olmaz.
Gazeteci siyasetçinin PR danışmanı olmaz.
Ne dün oldum...
Ne bugün olurum...
Ne de yarın olurum.
Malatya'da maalesef bir bülten gazeteciliği hastalığı oluşmuş.
Bir siyasetçi açıklama gönderiyor.
Tek noktasına dokunmadan yayınlanıyor.
Bir başkası para veriyor.
Manşet oluyor.
Bir başkası reklam veriyor.
Kahraman ilan ediliyor.
Sonra dönüp bizi de onlarla aynı kefeye koyuyorlar.
İşte buna izin vermem.
Kimse kusura bakmasın.
Benim kalemimin fiyatı yok.
Olmadı.
Olmayacak.
Buradan Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba'ya da bir çift sözüm var.
Etrafındaki insanlara dikkat et.
Yıllardır senin yanında yürüyen insanlar var.
Barış Yıldız gibi emek veren, mücadele eden insanlar var.
Bir de işine geldiğinde konuşan, işine gelmediğinde susan, bugün başka yarın başka davranan, dün eleştirdiği kapının bugün önünde bekleyen insanlar var.
Siyasetin en büyük hastalığı işte bunlar.
Duruşu olmayan insanlar.
Menfaat neredeyse oraya dönen insanlar.
Ben siyaset yapmak istemiyorum.
Benim işim siyaset değil.
Ben gazeteciyim.
Ben kamu adına soru sorarım.
Kamu adına eleştiririm.
Kamu adına alkışlarım.
Bugün Sami Er'i eleştiriyorsam da kamu adına eleştiriyorum.
Dün "Çorbacı Başkan" dedim.
Sonra baktım ki haksızlık etmişim.
Çünkü ortada Malatya için ciddi bir mücadele var.
Bakan getiriyor.
Yatırım getiriyor.
Projeler üretiyor.
Elbette eksikleri var.
Elbette yanlış yapan çevresi var.
Onları da yazıyoruz.
Ama doğruya doğru demek de bizim görevimiz.
Gazetecilik budur.
Gazetecilik kin tutmak değildir.
Gazetecilik düşmanlık yapmak değildir.
Gazetecilik siparişle adam batırıp siparişle adam parlatmak hiç değildir.
Son olarak şunu söylemek istiyorum.
Bu yazıyı okuyan kişi kendisini biliyor.
İsmini bugün vermiyorum.
Çünkü bazen isim söylemeden verilen mesaj, isim söyleyerek verilenden daha ağır olur.
Ama şunu unutma...
Bir gazeteciye para teklif etmek, onu satın almaya çalışmak önce kendi karakterini ortaya koyar.
Beni değil.
Benim korkum yok.
Allah'tan başka kimseden korkmadım.
Bugüne kadar eğilmedim.
Bundan sonra da eğilmem.
Kalemimi de kimseye satmam.
Çünkü ben bu şehrin siyasetçisinin değil, bu şehrin insanının gazetecisiyim.
Ve bu böyle bilinmeye devam edecek.