Bir düşünüyorum da, Malatya’da yaklaşık 90 kadar haber sitesi var.
Kimi günlük aktif haberler giriyor, kimi ayda bir ama yine de var.
Ve Malatya’da bir gazeteci, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın esnaf ziyareti sırasında görevini yaparken müdahaleye uğradığı iddiasıyla gündeme geliyor.
Kolunun sıkıldığı, olay yerinden uzaklaştırıldığı görülüyor.
Video paylaşılıyor, asıl görevleri Bakan’a koruma memuru olan şahıslar, “Çekemezsin, bunu çekme dedik” diyerek basın mensubuna müdahale ediyorlar. Konu çalıştığı gazete de haber oluyor.
Peki, Malatya basını ne yapıyor? Üç beş istisna dışında koca bir sessizlik!
Yazıklar olsun size! Evet, yazıklar olsun!
Siz gazeteciliği ne zannediyorsunuz?
Birilerinin bültenlerini yayımlamayı, üç kuruşluk reklam uğruna susmayı, siyasetçilerin peşinden koşup fotoğraf vermeyi mi gazetecilik zannediyorsunuz?
Dün Malatya’da yaşanan olay, aslında şehrimizde gazeteciliğin ne hâle geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak sabahın erken saatlerinde Malatya’ya geldi. Gecenin geç saatlerine kadar programlara katıldı.
Nikâh Sarayı’nda basın mensuplarının karşısına çıktı, açıklamalar yaptı. Ardından AK Parti teşkilatıyla bir araya geldi. Malatya Kitap Fuarı’nın açılışına katıldı. Programlar devam etti, ziyaretler yapıldı, fotoğraflar çekildi.
Her zamanki gibi bakanın açıklamaları haber oldu.
Ziyaretleri haber oldu. Açılışlar haber oldu. Kim nerede, kiminle görüştü, hangi programda hangi mesajı verdi; hepsi yazıldı, çizildi.
Peki, çarşı merkezinde bir esnafın derdini anlatmaya çalıştığı sırada yaşananlar neden aynı ilgiyi görmedi?
BusabahMalatya muhabiri, Bakan Osman Aşkın Bak ile bir esnaf arasında geçen konuşmayı kayda almak istedi. Esnaf isyan ediyordu. Bakana sesini yükseltiyor, yardım istiyor, haksızlığa uğradığını söylüyordu. Gazeteci de vatandaşın sesini duyurmak için görevini yapıyordu.
Ancak görüntülere göre bakanı koruyan görevliler devreye girdi.
Gazeteciye müdahale edildi, kolu sıkıldı ve olay yerinden uzaklaştırıldı. Kendisine, “Çekemezsin, burası yasak, burayı çekmeyeceksin” denildi…
Şimdi soruyorum: Sesiz kalanlar size; Bu mu gazetecilik arkadaşlar?
Bir gazeteci vatandaşın derdini kayda almak isterken karşılaştığı müdahaleyi görmezden gelmek mi? Bir meslektaşınızın görevini yaparken yaşadığı olay karşısında susmak mı gazetecilik?
Malatya’da 90-100 haber sitesi olduğu söyleniyor. Peki, bu sitelerin kaçı olayı gündemine aldı? Kaçı gazetecinin görevini yaparken müdahaleye uğradığı iddiasını haberleştirdi? Kaçı çıkıp yetkililere soru sordu?
Benim gördüğüm kadarıyla yalnızca üç haber sitesi bu konuyu gündeme taşıdı.
Sadece Üç!
Geri kalanlar nerede arkadaşlar? Hani siz gazeteciydiniz?
Hani bu şehirde basın vardı? Hani vatandaşın sesi sizdiniz?
Bir gazeteciye müdahale edildiği iddiası var. Üstelik olay, bir bakanın esnaf ziyareti sırasında yaşanıyor. Konu doğrudan gazetecilik mesleğini, basın özgürlüğünü ve kamuoyunun haber alma hakkını ilgilendiriyor.
Ama Malatya’nın büyük bölümünde ses yok!
Yazıklar olsun size! Bu mu sizin gazetecilik anlayışınız?
Biz Malatya Kalite Haber olarak bu olayı gördük ve haberleştirdik. Bakana, yetkililere ve olay karşısında açıklama yapması gerekenlere seslendik.
Çünkü gazetecilik bunu gerektirir.
Bir meslektaşınızın başına gelen olayı görüp de hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız.
Ben o muhabir kardeşimi tanımıyorum bile. Ne olmuş yani? Tanımak zorunda mıyım? Aynı mesleği yapıyor olmamız yetmez mi?
Ha bana yapılmış ha ona yapılmış! Ne fark eder arkadaşlar?
Bugün bir muhabirin kolunun sıkıldığı, görevini yapmasının engellendiğini görüyoruz.
Siz susuyorsunuz. Yarın aynı şey sizin başınıza geldiğinde kim konuşacak? Kim sizin hakkınızı savunacak?
Kim çıkıp da “Bu gazeteci görevini yapıyordu, neden müdahale edildi?” diye soracak?
Yoksa gazetecilik yalnızca kendi başınıza bir şey geldiğinde mi aklınıza geliyor?
Birbirinizin haberlerini paylaşmaya gelince herkes gazeteci.
Bir açılışta fotoğraf çektirmeye gelince herkes basın mensubu. Bir siyasetçinin yanında görünmeye gelince herkes ön sıralarda. Ama iş, gazeteciliğin onurunu ilgilendiren bir meseleye gelince ortalıkta kimse yok!
İşte benim itirazım buna.
Bu kadar mı düştük? Bu kadar mı duyarsızlaştık?
Bir meslektaşımızın başına gelen olay karşısında sesimizi yükseltemeyecek kadar mı korkar hâle geldik?
Bir bakanın programında yaşanan olay neden herkesi ilgilendirmiyor?
Arkadaşlar, burada mesele Osman Aşkın Bak’ın Malatya’ya gelmesi, hangi programa katılması veya hangi esnafı ziyaret etmesi değil. Mesele, bir gazetecinin görevini yaparken müdahaleyle karşılaşması ve görevini yapmasının engellenmesidir.
Yani bir basın mensubunun neyi çekip çekmeyeceğine koruma memurları mı karar verecek?
Koruma görevlilerinin elbette güvenliği sağlama sorumluluğu vardır. Ancak güvenlik görevi, gazetecinin görevini yapmasına keyfî biçimde müdahale edilmesini haklı çıkarmaz.
Ortada güvenlikle ilgili bir gerekçe varsa açıklanır, olayın nasıl geliştiği ortaya konulur.
Gazeteciye neden müdahale edildiği sorulur, ilgili tarafların görüşleri alınır ve kamuoyu bilgilendirilir.
Peki, bunları kim takip edecek?
Gazeteciler!
Kim soru soracak?
Gazeteciler!
Kim vatandaşın karşısına çıkıp kamu adına hesap soracak?
Yine gazeteciler!
Ama gazeteciler susarsa ne olacak? Herkes kendi işine bakarsa, herkes reklamını, ilişkisini, menfaatini düşünürse bu şehirde kimin sesi duyulacak?
Esnafın mı? İşçinin mi? İş arayan gencin mi? Hakkını arayan vatandaşın mı?
Yoksa yalnızca mikrofon uzatıldığında konuşanların mı?
Gazetecilik, siyasetçilerin hoşuna giden haberleri yayımlamak değildir. Gazetecilik, siyasetçinin doğru yaptığı işi de yanlış yaptığı işi de kamuoyuna aktarmaktır.
Bir belediye başkanı güzel bir hizmet yaptığında onu alkışlayacağız. Bir bakan Malatya’ya önemli bir yatırım kazandırdığında hakkını teslim edeceğiz. Bir kurum vatandaşın sorununu çözdüğünde bunu haberleştireceğiz.
Ama aynı yöneticiler yanlış yaptığında, vatandaşın derdine kulak vermediğinde veya cevaplanması gereken bir olay yaşandığında da susmayacağız.
İşin özü budur.
Gazeteci, yöneticilerin yalnızca iyi günlerinde yanında bulunan kişi değildir. Gerektiğinde soru soran, açıklama isteyen ve kamuoyunun bilme hakkını savunan kişidir.
Bunu yapamıyorsanız, kusura bakmayın ama dönüp gazeteciliğin ne olduğunu yeniden düşünmeniz gerekiyor.
Ben bu mesleğe 16-17 yaşında başladım!
Ben gazeteciliğe başladığımda 16-17 yaşlarındaydım. Merhum Haydar Karaduman’ın yanında bu mesleği öğrenmeye çalışıyordum. O günlerden bugüne çok zaman geçti.
Ardından Kanal D, Star, Kanal 6, Milliyet, Meydan, Sözcü, Pardon ve Gözcü gibi yayın kuruluşlarında çalıştım.
Çok şey gördüm, çok şey yaşadım. Gazeteciliğin farklı dönemlerine tanıklık ettim. Ama bugün dönüp Malatya’daki tabloya baktığımda kendime şu soruyu soruyorum: Biz ne ara bu hâle geldik?
Bir zamanlar gazetecilik yapmak, gerektiğinde karşısında vali de olsa, emniyet müdürü de olsa, milletvekili de olsa soru sorabilmek demekti.
Belediye başkanıyla iyi ilişkiler kurmak elbette mümkündü. Siyasetçilerle görüşmek, kurumlarla iletişim içinde olmak da gazeteciliğin doğal bir parçasıydı. Ama bu ilişkiler, haber yapmanın önüne geçmezdi.
En azından benim gazetecilik anlayışımda böyle…
Bugün ise bazı yayın organlarının neyi haber yapıp neyi yapmayacağını belirleyen şeyin, haberin kamu yararı olup olmadığı değil de birilerinin ne diyeceği olduğu izlenimine kapılıyorum.
Bir ilçe başkanı kızar mı? Bir belediye başkanı telefon açar mı? Bir kurum reklamını keser mi? Bir siyasetçi bize tavır koyar mı?
Bu hesaplarla gazetecilik yapılmaz arkadaşlar!
Bir haberin doğruluğuna, önemine ve kamuoyunu ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılır. İddialar araştırılır, karşı tarafın görüşü alınır, haberin bütünlüğü sağlanır ve yayımlanır. Gazeteciliğin ölçüsü budur.
Yoksa herkesin gönlünü hoş tutmaya çalışırsanız bir süre sonra kimsenin gerçek derdini anlatamazsınız.
Benim itirazım, herkesin her haberi aynı başlıkla vermemesi değil. Her yayın kuruluşu her olayı aynı biçimde değerlendirmek zorunda da değil.
Benim itirazım, mesleğin tamamını ilgilendiren bir konuda bu kadar az ses çıkmasına.
Bir gazetecinin görevini yaparken müdahaleye uğradığı iddiası karşısında bu kadar az kişinin konuşması, üzerinde durulması gereken bir durumdur.
Ve ben bunu eleştirmeye devam edeceğim.
Üç kuruşluk reklam için mi susuyorsunuz?
Sahi soruyorum, dün yaşanılan bu olayı bu şehrin Basın Dernekleri görmedi mi? Onlardan da bir ses çıkmadı, uyuyorlar mı acaba merak ediyorum!
Gelelim asıl meseleye! Şimdi açık konuşalım arkadaşlar.
Bir ilçe başkanı, küçük bir beldenin belediye başkanı veya herhangi bir kurum yöneticisi, üç kuruşluk reklamla sizin kaleminizi susturabiliyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.
Bir bakanın programında yaşanan olayı haber yapmaktan çekiniyorsanız, yarın başka bir konuda nasıl bağımsız davranacaksınız?
Bir siyasetçinin reklamına ihtiyaç duyduğunuz için onun yanlışını yazamıyorsanız, vatandaşın hakkını nasıl savunacaksınız?
Siz haber sitesi sahibi misiniz, yoksa reklam verenlerin basın bültenlerini yayımlayan bir servis mi?
Kusura bakmayın, bu soruları sormak zorundayım.
Çünkü gazetecilik yalnızca para kazanmak için yapılan bir iş değildir. Elbette her yayın kuruluşunun giderleri var. Gazeteci de para kazanacak, çalışanının maaşını ödeyecek, haber merkezinin masraflarını karşılayacak. Reklam alacak, ticari faaliyetini sürdürecek. Bunların hiçbirine itirazım yok.
İtirazım, reklamın haberin önüne geçmesine!
Reklam veren bir kurumun her yaptığına alkış tutup yanlışını görmezden geliyorsanız, orada bağımsızlıktan söz edemezsiniz.
Bir siyasetçi reklamını kesmesin diye vatandaşın şikâyetini haber yapmıyorsanız, kamuoyuna karşı sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz demektir.
Bu korumaları gerçekten sessiz kalan Malatya basınına reklam verdiler mi? İnanın düşünüyorum. Tatbikî cevap hayır!
Mesela sadece Malatya’da “Aman banane” başladığı için, Mesele bülten gazeteciliği yaygınlaştığı için…
Söylenecek çok söz var ama anlayan anladı…
Yazıklar olsun size!
















